Herkese merhaba. Az önce 14 Haziran’da Disney Plus’ta seyirciyle buluşan Arayış dizisini bitirdim. Hiç beklemeden de analizini yazmaya oturdum. Başrollerini Mehmet Günsür, Aslı Enver, Defne Kayalar paylaşıyor. Tabii ki oyuncu kadrosunda Devin Özgür Çınar, Begüm Akkaya, Onur Ünsal, İpek Türktan, Eylem Yıldız, Erol Babaoğlu gibi isimler de yer almakta. Senaryosunu Özlem Yücel ve Nükhet Bıçakçı’nın yazdığı dizinin yönetmen koltuğunda ise Emin Alper bulunuyor.

Önce dizinin konusuna değinip sonra karakterlere yoğunlaşmak istiyorum. Öyleyse başlayalım. Nisan, arkadaşı Songül’ün ısrarı üzerine bir şifa çalışmasına katılır. Orada yaşananları alaycı bir dille küçümser ve hastalıkların asla bu şekilde iyileşmeyeceğini düşünür. Çalışma sonrasında arkadaşının hastalandığını gören Nisan, Songül’ün ortadan kaybolmasıyla iyice şifacı tarikattan şüphelenir. Arkadaşını tarikattan kurtarmak için çıktığı bu macerada aslında bilmeden kendini arar ve sonunda bulur.

Nisan, büyük şehirde yaşayan; mutsuz, huzursuz, yaşamın amacını kaybetmiş bir kadındır. Kanser, Nisan’ın hayatını belirli bir düzende ve programda yaşamasını gerektirir. Fakat o, tüm bunların hiçbir işe yaramadığını görür. İçindeki acı ve korkularla yüzleşme cesaretini gösteremez. Biraz asi, isyankar ve ön yargılı biri olan Nisan, biraz da sabırsızdır. Adada bir şifa seansı sırasında geçmişte yaşadığı acılarla sonunda yüzleşir, kabullenir. Dizinin son bölümünde Nisan’ın daha ön yargısız fakat yine haksızlığa karşı duran bir yapıda olduğunu görüyoruz. Aslı Enver, Nisan için muhteşem bir seçim olmuş.

Tufan, büyüklerinden el almış bir şifacı. Kendi saf, mutlu, temiz hayatını bir adada kurmuş. Yakını ve destekçisi Azra ile hastalara şifa dağıtan, kendini buna adamış bir adam. Konuşmaları ve ses tonuyla herkesi kendine hayran bırakan Tufan, Nisan’ın ruhuna da dokundu. Bazı sert kurallarını Nisan için bozdu diyebiliriz. İkilinin arasındaki kıvılcımlar zaten ilk bölümde bile belli oluyordu. Adaletli, duygusal fakat mantıklı hareket edebilen biri bence Tufan. Mehmet Günsür gizemli dizilere çok yakışıyor, izlemekten eminim ki hepimiz keyif alıyoruz.

Azra, Tufan sayesinde kendine yeni bir hayat kurmuş biri. Nisan ile ilk karşılaşmalarındaki gerilim dizi boyunca devam etti. Yıllar önce Tufan’a âşık olmuş, hâlâ da âşık. Tufan’ın ilgisini çekeceğini düşündüğü için Nisan’ın yoluna hep taş koydu. Ama ne yaparsa yapsın ikisinin arasına giremedi, olacakları engelleyemedi. Hırslı, kıskanç ve istediği olmayınca maskesi düşen bir kadın. Biraz da Tufan’a kızgın, çünkü beraber bu yola çıktığı adamın kendisinden nasıl da vazgeçtiğini gördü. Altıncı bölümde kıskançlığı ve kibri yüzünden hayatını nasıl mahvettiğini izledik. Defne Kayalar’ı canlı olarak da seyretmiş biriyim. Yaşadığı o duyguları izleyicilere aktarmada ustadır kendisi.

Fatoş ise eşi ve çocuğu tarafından kapı dışarı edilip kendini adada bulan sevgi görmemiş, bağımlı bir kadın. Nisan ile ilk bölümlerde aralarında soğuk rüzgarlar esse de ilerleyen zamanlarda ikili iyi anlaşmaya başladılar. Adada çoğu kişi gibi Fatoş da kendini bulmak, ruhunu temizlemek, şifa almak için Tufan’ın yanından ayrılmadı. Devin Özgür Çınar rolünün hakkını vermiş gerçekten.

Gelelim Cem’e. Adanın sahibinin oğlu olan Cem, Tufan’ın düşmanı. Ukala ve tatlı biri derken gerçek yüzünü görüyoruz. Diziye aksiyon ve çatışma kattı. Birbiri ardına sıraladığı küfürler, belki çoğu izleyiciyi rahatsız etmiştir fakat samimiydi bence. Kötü karakterlerinin de hakkını veren bir oyuncu Onur Ünsal, severek ve beğenerek izliyoruz.

Nisan’ın ablası Eylül… Kardeşinin hastalığında yanında olmaya çalışsa da Nisan, ablasının bencil olduğunu düşünüyordu. Nisan birbirlerine iyi gelmediklerini, evinden çekip gitmesini söylediğinde Eylül, bir hışımla gitti. Anne ve babaları öldükten sonra kardeşine bakmayı bir görev bildi Eylül. Ama kendi bildiğinden de şaşmadı, Nisan’ı hiç anlamaya çalışmadı. Eylem Yıldız’ı görmeyeli uzun zaman olmuştu. Rolünün üstesinden başarıyla gelmiş yine.

Söz orucunda olan ama gözleriyle de anlatmak istediğini anlatan Tufan’ın yardımcısı Veysi; eski asiliğini geçmiş hayatında bırakan ve hayata artık daha sakin bakan, iyi düşünen Emin; nişanlısı tarafından yüzüne kızgın yağ atılıp tehdit edilen, eski hayatını ve adını herkes gibi ardında bırakan Meliha; hamile olduğu için babası tarafından namus cinayetine kurban gideceğinden korkup Tufan’a sığınan kafası karışık Zeren; hastalığının tedavisini ilk anlardan itibaren Tufan’ın ellerinde arayan Songül ve daha birçok ruhundaki, bedenindeki acılarla yüzleşip kendine yeni bir hayat kurmak için çabalayan insan… Dizinin birden çok ana karakteri var bana göre. Herkes başlı başına bir kahraman.

Eleştiri kısmına gelecek olursak, bölüm uzunluğunu biraz fazla buldum. Mesela hangi bölümdü hatırlamıyorum, bir saati geçkindi. Hâl böyle olunca diziden bazen kopma yaşayabiliyor seyirci. Son bölüm oldukça aksiyonluydu. İkinci sezonu mutlaka gelecektir diye düşünüyorum. Çünkü aklımda soru işaretleri var, cevap bulması gerekiyor.
Spoiler vermeden anlatmaya çalıştım. Kendini her daim bulmak, ruhuna dokunmak, içsel bir yolculuğa çıkmak isteyenler severek ve beğenerek izleyecektir. Sevgiyle…

Yorum yok