
Herkese yeniden merhaba! Evet, işte o geldi. Prens, 3. sezonu ile sektörü kasıp kavurdu. Harika bir sezon izledik. Şimdi kalbimizde derin izler bırakan sezon hakkında konuşma vakti.
3. Sezon, Macar işgali altındaki Bongomia’da başladı. Marton, adeta terör estirirken Prens, bu işten nasıl kurtulacağını düşünüyor. Sezon böyle başlarken ilk başlarda çok karanlık bir sezon olacağını düşündük, nitekim de öyle oldu ancak bizi o kadar şaşırttı ki bir sezon nasıl bitti anlamadık bile.

Yiğit Özşener, Marton rolü ile dizide kısa gözüküyor olsa da çok yakıştığını söyleyebilirim. Aileyi katletmesinden oldukça korktuğumuzu söyleyebiliriz. En umutsuz en vasat durumlarda bile Prens’in bir umudu olmasını seviyorum. Marton da işte o umut ile tanıştı aslında.

Küçük Prens’in kaçırılması ve sonrasında gelişen olaylar sezonun bel kemiğiydi diyebiliriz. Sonrasında o kadar çok gelişme oldu ki Küçük Prens’in kaçırıldığını bile unuttuk galiba. Çok hareketli ve çok vurucu bir sezondu. Ve Prens’in hayatında biraz olsun sorumluluk alıp babalık yaptığını görmek istiyoruz galiba.

Canımız Hasharia’mız aile üyelerinin başka ülkelere dağılması ile birlikte halkın da isyan etmesi ile yeni Bongomia kraliçesi oldu. Bu harika gelişmenin asla tadını çıkaramadık. Düşmanlar dört bir yerden saldırdı. Bu sezonun en içimi sızlatan yanı Hasharia’nın abisi Prens’i kurtarmak için verdiği mücadele oldu. Prens’in yaptığı her saçmalığın ardından Hasharia’nın koşulsuz onun yanında olması o kadar dokunaklı anlatılıyor ki. Hem zekası hem ailesine bağlılığı ve her durumda en güçlü onun durması onu bambaşka biri yapıyor. Hasharia’yı iyi ki Derya Pınar Ak canlandırıyor. Öyle ki sabaha kadar övebilirim.

Sezonun beni en duygulandıran sahnesi kesinlikle Prens’in “Sezar’ın Ölümü” tiradını herkesin onunla dalga geçtiği o handa canlandırmasıydı. Her ne kadar didişip anlaşamasalar da ailesinin ona orda gözleri parlayarak bakması harikaydı. Giray Altınok, nerde bir ödül varsa sana gitsin, harika bir oyuncu.

Bu sezonun bombası kesinlikle Venedik Kraliçesi Myrin oldu. Prens’in annesi kesinlikle gelmeli derken hem annesini tanıdık ve Binnur Kaya’yı izledik. Prens’in içinde hiç dolmayan o sevgi boşluğunun zamanında onu terk etmiş olan annesinden kaynaklandığını öğrendik. Vahim bir geçmişi var Prens’in. Hem annesinin hem abisi Thenio’nun ihanetine uğramış aslında. Çocuk yaşta yaşadıkları onu hayatla dalga geçer hale getirmiş. İçindeki boşluğu böyle gizliyor. Ne yazık ki yine umduğunu bulamadı. Huylu huyundan vazgeçmez demişler. Hain olan hayat boyu hain oluyor ne yazık ki.

Hain demişken.. Thenio, Bongomia ve ailesini satmaya dünden razıymış. Bunu bilmek üzdü. Prens’in saçmalıkları ve her kabın şeklini alması onu hain yapar sanabilirsiniz ama o hiç ailesini satmadı. Thenio annesini bulur bulmaz üvey kardeşi Vivian ile tahta geçti.
Bu arada sezonun sürprizlerinden biri de Burcu Özberk’i Vivian rolünde izlememizdi. Vivian iyi mi kötü mü anlayamadık. Thenio’yu kötü emelleri için kandırdılar. Thenio’nun kalbinde hala Anarkhia var maalesef.. Ve çıkacak gibi de durmuyor. Thenio’nun hain olmasının sebebi biraz da Anarkhia’yı yitirmesi. Bir şekilde aşk acısı onda garip bir hırsa sebep oluyor. Normalde Thenio’nun hain olmasını hiç beklemezdim çünkü..

Dizide sanırım kemik karakterleri asla başkaları oynasın istemezdim. Çağdaş Onur Öztürk’ün canlandırdığı Thenio da öyle işte. Başka Thenio düşünemiyorum. Hasharia’yı ve aslında Prensi de çok sevdiğini biliyoruz. Ama ikisine de korkunç bir ihanet etti. Şu kardeşliğe çok yazık oldu.

Dizi başladığından beri acaba Osmanlı dizide işlenecek mi diye düşünüyordum sonunda bu sezon Osmanlı da işlendi. Fatih Sultan Mehmed’i Burak Dakak inanılmaz canlandırmış. Bu kadar iyi taşıyacağını beklemiyordum. Kendisi harika bir oyuncu zaten ama yine de bir tereddüt vardı içimde. Prens ile karşılıklı sahneleri ağız dolusu güldürdü doğrusu. Bongomia krallığındaki rahatlıktan sonra Osmanlı’yı tanımak Prens için tam anlamıyla bir Osmanlı Tokadı oldu. 🙂

Yazıda Kraliçe Caren ve Van Dijk çiftinden bahsetmeyi ne kadar ertelesem de işte vakit geldi. O kadar üzgünüm ki Caren’in ölmesine. Harika bir çiftlerdi. Her ne kadar başta Caren’i sevmesek de onun aşkını ve kalbini de gördük. Bebeğine ve Van Dijk’a çok yazık oldu. Kuzey ittifakının Caren’i bu kadar kolay harcayacağını beklemezdim.
Çağlar Ertuğrul ve Zeynep Tuğçe Bayat’ı izlemeye doyamadık doğrusu. Umarız başka bir projede yeniden izleyebiliriz.
Van Dijk olmasa gerçekten Prens’in hayat damarlarından biri eksik olurdu. Prens ile karşılıklı sahnelerinin verdiği seyir zevki muhteşem. Her açıdan renkli, eğlenceli ve yine de mert olan bir karakter. Biz hiç Prens’i sattığını düşünmedik hep bir planı var gibi. Ne yapıyorsa Caren ve kurmak istediği ailesi için yapıyor. Zaten yeni sezonda da intikam için işbirliği yapacaklarını düşünüyorum sonuçta düşmanları ortak.
Çağlar Ertuğrul iyi ki Van Dijk olmuş. Kim düşündü, nasıl düşündü bilmiyoruz ancak bizim için çok kıymetli olduğu kesin.

Benim dizide sevdiğim bir başka ikili de köle ve Prens. İkili sahnelerinde sesli güldüğüm doğrudur. 🙂
Canberk Gültekin inanılmaz bir “Köle” çıkarıyor, Osmanlı sarayında hamamda banyo yaptıkları ve sonrasında kölenin temizlenince başka birine dönüşmesi sezonun en güldüren sahnelerinden biriydi.
Bu sezon kölenin de bir kalbi olduğunu hatırlattıkları ve ona da sevgiyi tattırdıkları için ayrıca teşekkürler! 🙂

Gelelim sezonun sonuna.. Sezon o kadar kötü bitti ki, ne yaptınız bize siz? Ne demek Hasharia ölüyor? Bakın öldü demiyorum hala ölüyor diyorum, kabul edemiyorum maalesef. Umarım bir şey olmaz. Zira en sevdiğimiz Prens karakteri diziden çıkmış olacak.
Hasharia gözlerini kapatmaya başlarken Philip’i görüp ellerinin asla kavuşmamış olması bizi biraz umutlandırdı. Sanki Hasharia Philip’in yanına ne kadar gitmek istese de gitmedi gibi.. Gördüğüm en vurucu sezon finallerinden birisi oldu. Thenio’nun “Aileye Yamuk Olmaz” kuralının üstünde tepinip Prens’i vuracak iken canından çok sevdiği Hasharia’yı vurması çok acıttı çok.
Ne yazık ki Thenio’nun hainliğinin bedelini masum Hasharia ödemiş oldu. Koltuk hırsından kardeşini öldürmek isteyecek ve hatta öldürecek duruma gelmemeliydi.

Hasharia umarım ölmemiştir. Diziden çıkması gerçekten büyük hayal kırıklığı olur diye düşünüyorum. Ancak böyle kalplerde iz bırakan sezon finali yazmak herkesin harcı değil emeği geçenleri tebrik ederiz, mahvolduk.
Tüm bu düşmanlıklar, hırslar, taht kavgaları, iş çevirmeler,… Hepsi bir ailen olmadıktan sonra boş. Çünkü ailen yoksa yalnızsın. Aileni ister kendin seç, ister olana kıymet ver fark etmez.
Bir Bongomia atasözü der ki; “Biz Bongomia’lıyız, bizde aileye yamuk olmaz.”
Aile olanlara, olamayanlara, o umudu taşıyanlara.. Hep Bongomia’lı kalın. 🙂

Yorum yok