
Herkese yeniden merhabalar! Tam İsabet Sorular köşemizin yeni konuğu ekranlarda en son Kızılcık Şerbeti dizisi ile izlediğimiz Duygu Kocabıyık. Kendisiyle biraz Kızılcık Şerbeti’nin Ezgi’sini, biraz oyunculuğa bakışını ve şimdilerde neler yaptığını konuştuk. Keyifli okumalar dileriz!
Duygu Hanım öncelikle teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyoruz, nasılsınız? Şu an neler yapıyorsunuz diye soralım öncelikle..
Öncelikle teklifiniz için ben teşekkür ederim.
İyiyim. Daha doğrusu, kendimle temasımın daha güçlü olduğu bir dönemdeyim. Şu sıralar hayatımda biraz sadeleşme var. Okuyorum ve iç dünyamı yazıyorum; ruhsal olarak da beni gerçekten besleyen alanlara yöneliyorum. Oyunculuk elbette merkezde ama onun dışında da insan olarak büyümeye alan açtığım bir süreçteyim.
Sizi en son Kızılcık Şerbeti dizisinin Ezgi’si olarak izledik. Ezgi çok deli dolu, neşeli ve sosyal medya aşığı bir karakterdi. Siz nasıl tanımlarsınız Ezgi’yi? Nasıl tanıştınız Ezgi ile?
Ben Ezgi’yi yalnızca “deli dolu” ya da “sosyal medya aşığı” olarak görmüyorum. Bence Ezgi’nin asıl ihtiyacı görünmek ve var olmak. Sosyal medya da onun için bir araç. Ezgi ile tanıştığımda onu yargılamadan anlamaya çalıştım. Çünkü birçok yönüyle tanıdık bir karakter: Sevilmek, kabul görmek ve hayatla temas etmek isteyen bir kadın.
Siz de sosyal medyaya Ezgi kadar bağlı mısınız, çok vakit geçiriyor musunuz yoksa sadece güncel haberleri okuyup çıkar mısınız? Ben de Ezgi gibi influencer olabilirim dediniz mi?
Sosyal medyayı daha çok gündemden kopmamak için kullanıyorum.
Zaman zaman paylaşım yapmam gerektiğini düşünüyorum çünkü orada da aktif bir hayat var ve tamamen uzak kaldığımda kendimi bu akıştan kopmuş hissediyorum. Ancak influencer olmak bana göre dışarıdan göründüğünden çok daha disiplinli ve yorucu bir alan. Sürekli üretmek, görünür kalmak ve bu kadar hızlı tüketilen bir ortamda kitlenin ilgisini canlı tutmak ciddi bir emek gerektiriyor. Benim üretme şeklim anlık değil, daha derinlikli ve zamana yayılan bir süreç bu nedenle sanırım influencerlık ile örtüşmüyor.

Sizi iddialı işlerde izledik, Dengeler, Sayara, Kızılcık Şerbeti gibi.. Proje seçerken nelere dikkat ediyorsunuz, dijital platform mu, ana akım mı sizin için bir önem teşkil ediyor yoksa siz de hikayenin ve karakterin peşinden gidenlerden misiniz?
Proje seçerken benim için hikaye ve karakter belirleyici.Dijital ya da ana akım olması ikinci planda. Bir karakterin söyleyecek bir sözü, bir çatışması, bir dönüşümü varsa ilgimi çekiyor. İzleyicinin içinde bir yere temas edebilmek, ayna tutabilmek hatta yüzleştirebilmek en büyük motivasyonum. Bunu sağlayabilmek içinde derinliği olan karakterleri canlandırmak isterim.
Başrolünü üstlendiğiniz “Sayara” başrol oynadığınız çok iddialı bir iş. Can Evrenol da iddialı ve cesur işler çıkaran çok başarılı bir yönetmen ve hikayeci. Onunla çalışmak nasıldır? Birlikte bu hikayeyi nasıl yarattınız bize bahseder misiniz? “Sayara” ile tanışmanız nasıl oldu?
Can Evrenol ile çalışmak bana evimde hissettirmişti. Set öncesinde ekiple ve Can’la sık sık bir araya geldik aramızda oluşan bu güven ve samimiyet, sette daha cesur ve şeffaf bir performans ortaya koymamı sağladı.
Sayara ile tanışmamız hiç beklemediğim bir şekilde beni buldukları bir süreçte oldu. Sayara, sıradan bir mağdur değil,yaşadığı acıyı ve haksızlığı kendi gücüne dönüştürüyor. Kendi adaletini kendi arıyor. Bunun için de aslında kimseye ihtiyaç duymuyor. Dişiliğini kullanmak zorunda kalmıyor, arzu ve şehvet uyandırmıyor. Bunları göz önünde bulundurarak bir karakter oluşturmaya çalıştım.
Can Evrenol genelde yaptığı işlerde bize “Şiddeti izlemek istemiyorsan bu sistemden memnunsundur.” Mesajı veriyor siz ne düşünüyorsunuz? Şiddet tüm çıplaklığı ile anlatılmalı mıdır, yoksa göstermeden de anlatılabilir mi?
Ben şuna inanıyorum, bazı hikayelerde şiddeti göstermeden anlatmak mümkün, hatta daha etkili olabilir. Ama bazı hikayelerde de şiddeti yumuşatmamak olduğu gibi göstermek bir yüzleşme alanı açar. Asıl tehlike şiddetin normalleştirilmesi.

Duygu Hanım sizin için oyunculuk kariyeri nasıl başladı ve nasıl devam ediyor? Hep hayalimdi, gerçekleştirdim diyebilir misiniz oyunculuk için?
Evet, içimde hep vardı ama bu yol kendiliğinden açılmadı. Ben bu sektöre nasıl girerim diye düşünürken en temelden başlamanın mantıklı olabileceğini düşündüm ve bir süre yardımcı oyunculuk yaptım seti deneyimledim benim için çok öğreticiydi. Hala da öğreniyorum. Çok sorguladım, çok tökezledim. Oyunculuk benim için bir varış noktası değil, devam eden bir süreç. O yüzden “oldum” demiyorum, “yoldayım” diyorum.
Yabancı diziler ülkemize çok fazla uyarlanıyor, sizin de oynamak istediğiniz bir yabancı iş var mı? Veya ülkemize uyarlansa şu karakteri oynamaktan zevk alırım diyeceğiniz bir karakter var mı ?
Westworld’de Dolores karakteri olabilir. Ama Dolores’in romantik yönündense, uyanış süreci ilgimi çekiyor. Kimliğini sorgulayan, sonra onu yeniden inşa eden hali. Benim de oyuncu olarak en sevdiğim alan, bir karakterin fark etme anları; sessiz ama geri dönüşü olmayan kırılma noktaları.
Son olarak Frizbi Tv okuyucularına vermek istediğiniz bir mesaj var mı? Dizi yorumculuk platformları hakkında ne düşünüyorsunuz? Dizilerin anlatmak istediklerini seyirciye anlatmakta birer aracı gibiyiz bizler.. Yorum ve analizleri takip edebiliyor musunuz?
Dizi yorumculuk ve analiz platformlarını önemsiyorum. Çünkü bazen bir izleyicinin kurduğu cümle, bir oyuncunun bile fark etmediği bir katmanı açığa çıkarabiliyor. Hepsini düzenli takip ediyorum diyemem ama karşıma çıktığında ilgimi çekiyorsa okuyorum. Yorum yapmak da bir tür anlatıdır bence. Ama önemli olan, yıkıcı değil dönüştürücü olması.


Süper bir röportaj olmuş.