Herkese uzun bir aradan sonra merhaba! Buralara yeniden dönme sebebim Mezarlık oldu. Açıkçası uzun zamandan beri beni bu kadar kilitleyen bir dizi olmamıştı. Bilindiği üzere kadın cinayetleri durdurulamıyor ve giderek artmakta. Ne yazık ki dizi diye izlediklerimizi her gün yaşamak zorunda kalıyoruz. Mezarlık ekibine çıkardıkları gür ses için teşekkür ederiz.

Öncelikle ilk sezondan çok daha vurucu ve çok daha gerçek bir sezon izledik. Lafı döndürüp dolaştırmadan seyirciye en gerçek haliyle anlatılmış.

Özel suçlar ekibini çok özlemişim ancak Sofia’nın yokluğunun çok hissedildiğini söylemeliyim. Kesinlikle Berna Öztürk diziye geri gelmeli. Bu sezon da Önem, Serdar, Hasan, Berk ve Selin tüm zorluklara rağmen ekip ruhunu sonuna kadar yaşatıyor. En önemlisi bu ekibin samimiyeti. Dizide bayıldığım bir nokta var. Asla aşk meşk, entrika, yalan dolan işlerine girilmeden vakalar üzerinde ayrıntılı durulması diziyi çok ayrı bir noktaya taşıyor. Arada da olsa Serdar’ın, Önem’in ve diğer ekibin özel hayatını izlemek istesek de hikayeler o kadar sürükleyici ki eksikliğini hissetmiyoruz.

Önem başkomiser, bu sezon diğer sezondan farklı olarak çok daha profesyonel ve duygularını işine çok daha az karıştırıyor. Dik duruşundan asla taviz vermeyen Önem, zekası ile de en zor kişilikleri bile çözümlüyor. Kesinlikle müthiş bir insan sarrafı. Büyük çoğunluğun göremediğini görmekte üzerine yok.

Bu sezon Sude ile arasının daha da düzelmesini bekliyordum, sevindim. Anne – kızı daha çok izlemek isterdim. Sude’nin ileride çok ünlü bir podcast fenomeni olup tüm kadınların sesi olacağının sinyallerini de almış olduk. Önem başkomiserin kızı olmak da bunu gerektirir. Birce Akalay’ın Önem Özülkü yorumunu o kadar beğeniyorum ki, abartmadan, sade, cool bir çizgi çiziyor Önem ile. Doğuştan keskin çizgileri olan, sert mizaçlı ama içinde de çok duygusal ve naif bir kadın gizli. Zekasına da hayran kalmamak elde değil.

Hayatta en çok ne oldum değil ne olacağım demeliyiz aslında. Önem, giydiği üniformanın da geldiği noktanın da çok farkında, ve hangi noktaya gelirse gelsin yetinmeyecek bir meslek aşkına ve özveriye sahip. Böyle güçlü, mesleğine aşkla bağlı kadınları daha çok izleyelim.

Bu sezon Hasan’ın hikayesine odaklanılan bir sezon olmuş. Hasan’ın faili meçhul bir cinayete kurban gitmiş kızı Seher’in hikayesi bu sezona damga vurdu. İnce ince başarılı bir şekilde işlenen bu hikayede faili asla tahmin edemeyeceksiniz. Bölümlerin her birinin öyle dolambaçlı, virajlı yolları var ki! Faili tahmin etmek oldukça güç. Bu açıdan da çoğu polisiye yapım arasında bir pırlanta benim için.

Seher’in hikayesi beni çok etkiledi. Seher,cinayetin doğrudan hedefi olmamasına rağmen kardeşini korumak için kurban oldu ne yazık ki. En acısı da kendi ölümüne koşarak gelmesi oldu. Yıllar boyu çözülmeyen cinayet, özel suçlar birimi sayesinde çözülmüş oldu. Özellikle son 2 bölüm Seher’in hikayesine odaklanıyor ve hiç beklenmeyen bir son ile karşılaşıyorsunuz. Bütün tahminler çürüyor,hiç beklenmeyen biri cinayetin faili çıkıyor. Senaryo ekibini bu anlamda tebrik ederim. Dolambaçlı yolları tercih etmişler ancak çok çarpıcı anlatmışlar. Şehsuvar Aktaş muazzam bir Hasan olmuş. Ailesine karşı mahcubiyeti, kimsenin onu anlamıyor oluşu, sonuna kadar gitme isteği.. Gerçeği öğrenme pahasına ailesine bazı bedeller ödetti. Sonuna bakarsak iyi mi oldu kötü mü oldu bilinmez.

Önem ve Serdar o kadar iyi bir ikili ki bayılıyorum. Bu kadar korkusuz oluşları polis olmalarına rağmen beni her defasında şok ediyor. Birce Akalay’ın Önem Özülkü yorumundan bahsetmiştim. Şimdi Olgun Toker için bir parantez açmak istiyorum. Kendisinin oyuncu sözlüğü ile tam bir karakter oyuncusu olduğunu düşünüyorum, her çıkardığı karakter birbirinden çok farklı. Hepsinin de tipik özellikleri ve her insanda olduğu gibi defoları var. Böyle oyunculuğa alan açan karakterler her zaman izleyiciye seyir zevki veriyor. Serdar da öyle işte. Sorgu sahnesinde kendi hikayesini anlattığı yerde tüyler diken diken oldu. Bu kadar yaraya rağmen hep güçlü, hayatı dalgaya alan bir duruşu olması çok güzel. İnsanın içerisinde ince bir sızı bırakan replikleri var Serdar’ın. Kendi hikayesinden de parçalar bulduğu şüphelileri sorgularken sanki kendini de sorguluyor gibi.

Babasıyla ilişkisini bu sezon daha çok izledik ve çok hoşuma gitti. Serdar bu sezon kendisiyle, geçmişiyle, babasıyla hesaplaştı ve affetti. Hakan Meriçliler ile ikili sahneleri muazzam. Özellikle çatışma sahnesindeki soğukkanlılıkları, ikisinin de birbirine ne olursa olsun kıyamıyor oluşu ve bunu çaktırmamaya çalışmaları gülümsetti.

Spin-off yapılacak bir karakter kesinlikle Serdar. Öyle bir denge kurulmuş ki alaycılık, acımasızlık ve merhamet arasında. Hepsini aynı anda yansıtması muazzam.

Sezgin Uzunbekiroğlu’nun canlandırdığı adli tıp uzmanı Feriha karakterine de bayılıyorum , demirden, çelik gibi sinirleri olan biri kesinlikle! Feriha’nın büyük cesaretle otopsi yaptığı sahnelere bakamıyorum, dizinin makyaj ekibini de ayakta alkışlıyorum. Yabancı dizilerde o bizleri şok eden makyajlar şöyle dursun ben daha gerçeğini görmedim. Harikasınız!

Dizinin beni şüphesiz en çok etkileyen sahnesi, ölen bir kadının doğum sahnesiydi. Feriha soğukkanlılıkla bebeği annenin karnından kesip aldı ve hayatta tuttu.. Gördüğüm en etkileyici doğum sahnesiydi.. Hiç bir anne böyle bir doğum yapmak zorunda kalmasın. Ve en önemlisi kadınlar kendi istedikleri zaman ve istedikleri kişi ile bir çocuk dünyaya getirebilsinler.. Artık biz kadınları rahat bırakın.

Diziye bu sezon dahil olan Selin karakteri de hoşgelmiş. İlk defa izlediğim bir yüz olan Arbil Tabur’a da bayıldım! Serdar oldukça üzerine gelmiş olsa da işine sahip çıkıp tereyağından kıl çeker gibi çözdü vakaları. Çalışkanlığı, azmi ve kararlılığına alkışlar gitsin.. Açıkçası Serdar ile aralarında bir şeyler olacak mı diye bekledim ben. Kimse durduk yere biri ile bu kadar uğraşmaz diye düşünüyorum. Sonuçta yersiz eleştiri gizli hayranlıktır demişler. Özellikle ilk bölümlerde ölen Yasemin’in blog yazılarını okurken etkilenmesi gözümden kaçmadı. Selin’in hikayesini izlemeliydik. Umarım diğer sezonda izleyebiliriz.

Dolu dolu bir ikinci sezon geçirdik Mezarlık ile. Tüm ekibin bir bütünün eksilmesi imkansız parçaları olması diziyi en izlenir kılan detay. Hepsini ayrı ayrı tebrik ederim. Kadroyu tamamen “jön” ve “jönfi” ile doldurmamaları da beni çok çeken bir detay. Kendi türü içerisinde oldukça gerçekçi ve çok fazla emek verilen bir iş. Hikayeleri, verdikleri mesaj, gerçeklerden uzak pembe bir dünyaya götürmeyen, yüzümüze tokat gibi vuran ama aynı zamanda da gülümseten bir iş.

Emeği geçen herkesi kocaman tebrik ederim, umarım sezonlar boyu izleyebiliriz. Daha anlatılacak çok hikaye var. Sessiz çığlıkları duyulmayan milyonlarca kadın var. Hepsinin bir nebze de olsa sesi oldukları için bir kadın olarak teşekkür ederim. Umudumuzu kaybetmeyelim ve birbirimize tutunalım. Mücadelemiz hiç bitmesin. Bu yazıyı 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü yayına çıkarıyoruz. Bu vesile ile tüm kadınların gününü kutlarız.

Son olarak hayvanlar için verdikleri mesaj da çok önemliydi, çok yaralıyız ve çok yorulduk. İnsan, hayvan, çiçek, böcek, kimse zarar görmemeli. Kötülükleri sevgi ve adalet bitirecek.

Yepyeni yorum ve analizlerde görüşmek üzere! Tüm okuyucularımıza teşekkür ederiz.

Yorum yok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir