Tam İsabet Sorular köşemizin yeni konuğu ünlü oyuncu Arbil Tabur! Başarılı oyuncu Tabur, Mezarlık’ta özel suçlar biriminin Selin’i olarak bizleri fethetti! Kendisi ile Mezarlık’a, kariyerine ve oyunculuğa dair keyifli bir sohbet gerçekleştirdik..

Arbil hanım öncelikle teklifimizi kabul ettiniz, nezaketiniz için çok teşekkür ederiz. Nasılsınız bu aralar, yoğun set programındasınız, Nasıl geçiyor?

Merhaba, ben de bu güzel sohbet için teşekkür ederim.

Yakın zamanda temposu yüksek, ama bana iyi gelen bir set sürecinden çıktım. Hem Mezarlık 3.sezonu tamamladık hem de yeni bir Netflix dizisi olan Seni Tanıyorum’da rol aldım. Bu yoğunluk, kısmen yorucu olduğu kadar keyifli bir süreç oldu benim için.

Mezarlık ekibiyle yeniden bir araya gelmek çok tanıdık ve iyi hissettiren bir duyguydu. Set dışında da teması sürdürdüğüm arkadaşlarımla yeniden aynı dünyaya girmek, gerçekten büyük bir kavuşma hissi yarattı.

Şimdi bu dönemi biraz sindiriyor, ortaya çıkacak işleri merak ve heyecanla bekliyorum. 🙂

Oyunculuğa başlama hikayenizden bahseder misiniz bize? Nasıl girdi oyunculuk serüveni hayatınıza?

Profesyonel olarak oyunculuğa başlama sürecim görece geç sayılabilir. Aslında mimarlık mezunuyum. Fakat bir süre mimarlık yaptıktan sonra, asıl yapmak istediğim mesleğin oyunculuk olduğundan emin oldum. Mimarlığı bıraktım ve asıl tutkumun peşinden gitmeye karar verdim.

Aslına bakarsanız bu yönelim çok daha erken bir yerde başlamıştı. Çocukken oynadığım bir oyun vardı: Karşılaştığım insanların fotoğrafını zihnimde çeker, sonra onların kim olduklarını merak edip bir yaratım sürecine girerdim. Başta yalnızca fiziksel özelliklerden yola çıkan bu tek boyutlu oyun, zamanla derinleşti. Ben büyüdükçe karakterlerim de katmanlandı; rutinlerini, nasıl bir aileden geldiklerini, hayat motivasyonlarını, travmalarını, hayallerini vs. düşünmeye başladım. Bugün geriye dönüp baktığımda, bunun oyunculuğa dair ilk sezgisel pratiğim olduğunu görüyorum.

Bu sezgi, yıllar boyunca farklı biçimlerde varlığını sürdürdü. Sinema ve tiyatro hayatımın hiçbir döneminde benden kopuk olmadı diyebilirim. Seçmeli dersler, okul kulüpleri, daha da öncesinde hafta sonu kursları aracılığıyla sahneyle ve oyunculukla bağımı sürekli canlı tuttum. Profesyonel olarak bu alana yönelme kararı aldıktan sonra ise iki yıl boyunca usta oyuncular ve yönetmenlerle çalıştım; farklı disiplinlerden beslenen atölyelere katılarak oyunculuk pratiğimi derinleştirdim. Aynı zamanda hep çok izleyen, izlemeyi bir refleks haline getirmiş biriyim; her gün en az bir film izleme rutinim vardır. Sinema, benim için düşünme ve dünyayı algılama biçimimi şekillendiren çok temel bir tutku.

Öte yandan, mimarlık eğitiminin de oyunculuğumu beslediğine inanıyorum. Mimarlıktan, kişiyi tek bir alana hapsetmeyen; bağlantı kurmayı, bütünsel düşünmeyi ve süreci sahiplenmeyi öğreten bir refleks setiyle mezun olursunuz. Yaratıcı ve görsel düşünme altyapısı; denemekten, bozup yeniden kurmaktan korkmamak gibi becerilerin temelini sanırım bu eğitimde atmışım. Oyunculuk, kendimi en sahici halimle var edebildiğim, ait olduğumu hissettiğim bir alan. Üretirken, denerken ve her seferinde yeniden kurarken doğru yerde olduğumu biliyorum; en kıymetlisi de bu yolculuktan büyük bir memnuniyet ve heyecan duyuyorum.

Sizi Mezarlık’ta Selin karakteri ile izliyoruz. Selin ile tanışma sürecinizden bahseder misiniz? Böyle başarılı ve vurucu bir işi ilk okuduğunuzda ne hissettiniz?

Selin karakteriyle, Mezarlık ekibine ikinci sezonda dahil oldum. Halihazırda dizinin ilk sezonunu, büyük bir ilgi ve hayranlıkla izlemiştim. Hikayesini, atmosferini ve dünyasını çok nitelikli bulmuş; içimden “keşke bu işin içinde yer alabilseydim” diye geçirdiğimi çok net hatırlıyorum. 🙂

Audition çağrısı geldiğinde hissettiğim heyecan ve sonrasında ekibe dahil oluşum, benim için tahmin edebileceğiniz üzere oldukça coşkuluydu. Selin’le kurduğum bağ, bu projede yer almak, doğru zamanda doğru hikâyeyle buluştuğumu bana her adımda hissettiriyor.

Dizide oldukça vurucu aksiyon ve dram sahneleri var.. Günümüzün kanayan yarası kadın cinayetlerini çok başarılı ve gerçek şekilde işliyorsunuz.. Sizin oynarken, izlerken en etkilendiğiniz sahne hangisiydi?

Aslında tek bir sahne seçmek gerçekten zor. Çünkü Mezarlık’ta anlatılan hikâyeler yalnızca birer kurgu değil; her gün haberlerde görüp birkaç saniye sonra hayatımıza devam ettiğimiz acı gerçekler. O yüzden oynarken ya da izlerken “rol yapıyorum” duygusuna kapılmak pek mümkün olmuyor. Aksine, insanın omuzlarına ciddi bir sorumluluk biniyor. Çünkü bu hikâyeler, adaletin çoğu zaman geç kaldığı ya da hiç ulaşamadığı hayatların hikâyeleri.

Mezarlık’ta beni en çok sarsan anlar, genellikle sert yüzleşmelerden sonra gelen o sessizliklerdi. Sözün bittiği, geriye sadece ağırlığın kaldığı anlar…

İzlerken en çok etkilendiğim sahnelerden biri, Serdar’ın 17 yaşındaki zanlıyı sorguladığı sahneydi: Serdar sorgudayken, ekip olarak monitörden sorguyu izliyoruz. Selin ve Berk olarak sorgunun tamamına tanıklık edemiyoruz; Hasan, bunun Serdar için kişisel bir yere evrildiğini fark edip bizi uzaklaştırıyor. Ama dinleyebildiğimiz kadarıyla, Serdar’ın annesiyle ilgili derin bir travması olduğunu ve bu travmanın içinde babasıyla ilgili büyük bir kalp kırıklığı taşıdığını anlıyoruz.

Selin perspektifinden baktığımda da, bu ana şahit olmak karakterin seyrinde belirleyici bir kırılma yaratmıştı. Çünkü Serdar, Selin’in birime geldiği günden beri onu en zor kabul eden, alaycı tavrıyla hafife alan biriydi. Gücünü sertliğinden alan, hiçbir şeyi umursamaz görünen birinin bu denli duvarsız halini görmek, Selin’in gözünde de Serdar’ı artık başka bir yere oturtmuştu. Yara üzerinden kurulan, gerçek, sessiz bir ortaklık.

Sizce Selin’i bu yolculukta en çok zorlayan vaka hangisiydi? Selin ile ilk bağ kurduğunuz, ona elinizi verip yapabilirsin dediğiniz sahne, an var mı ?

Bence Yasemin vakasıydı. Çünkü bu dosya onun için sadece korkunç bir cinayet soruşturması değildi; aynı zamanda kendisiyle yüzleştiği bir eşikti. Ekibe yeni katılmıştı, işinde çok yetkin birinin yerine gelmişti ve Mezarlık gibi ağır bir birimde kendini kanıtlama baskısı hissediyordu. Teorik olarak yeterli donanıma sahip olsa da, saha deneyimi olarak henüz aynı seviyede değilken, üstüne Serdar’ın baskısı, zaten içinde olan “yeterli miyim?” kaygısını daha da büyütüyordu. Ne kadar kontrollü ve soğukkanlı durmaya çalışsa da içinde ciddi bir stres yaşıyordu.

Selin’le ilk güçlü bağ kurduğum an ise, Önem’in yanına gidip istifa etmek istediğini söylediği sahneydi. Karakterim, orada ilk kez zırhını indiriyordu. Başından beri bu ekibin bir parçası olmayı hayal etmişken, şimdi vazgeçmeye çok yakındı. Güçlü, idealist ve dirayetli görünen Selin’in yerine kırılgan, yalnız, belki de onay almaya ihtiyacı olan bir kadın görüyoruz.

Mentoru olarak gördüğü Başkomiser Önem’in ona “Sana güveniyorum” demesi, Selin için büyük bir dönüm noktasıydı. Önem’in inancı, onun kendisine olan inancını tetikliyor ve kendine tutunmasını sağlıyor.

Eğer Selin’e elimi uzatıp “yapabilirsin” dediğim bir an varsa, tam olarak bu sahnedir. Aslında Yasemin vakası Selin için bir mesleki sınavdan çok, kendi içinde bir aidiyet sınavı da olmuştur.

Selin karakterinin hazırlık süreci nasıldı sizin için? Böyle harika ama bir o kadar da taşıması ağır role nasıl hazırlandınız?

Selin’e hazırlanmak çok katmanlı bir süreçti. Bilişim mühendisi birinin polis olmayı seçmesi başlı başına güçlü bir arka plan sunuyor. Bu tercih, adaletle ilgili çok derin ve kişisel bir meseleye işaret ediyor. Selin’in suça ve suçluya karşı katı tavrı, zaman zaman yaşadığı ani ve sert öfke patlamaları da buradan besleniyor. Onu sadece bir polis olarak değil; zihinsel olarak güçlü, duygusal olarak derin ve çelişkileriyle var olan bir karakter olarak ele almak gerekiyordu.

Psikolojik olarak Selin’i, gücüyle kırılganlığı arasında gidip gelen bir dengede kurmak istedim. Mezarlık gibi travmatik vakalarla temas halinde olan bir birimde çalışması, onun dünyasını ister istemez ağırlaştırıyor. Ama bu ağırlığı dışarıya değil, içeriye taşıyan biri. Kontrollü, mesafeli ve profesyonel duruşunun altında içten içe sürekli kendini sınayan, yeterli olmaya çalışan biri var.

İkinci sezonda ekibe “çaylak” olarak dahil olması, onda görünmez bir baskı yaratmıştı. Bir yandan idealist; inatçı ve sorumluluk sahibi. Öte yandan, genç bir karakter meslekte olduğu gibi hayatın içinde de yenidir. Haliyle, bu yeni olanın getirdiği bilinmezlikle de mücadele ediyor. “Yapabilecek miyim?” sorusunun onun için sadece mesleki değil, varoluşsal bir soru da olmasını istedim. Selin’in hikayesi bir bakıma kahramanın yolculuğu… Vazgeçmeye bir adım kala bayrağı eline alabilen biri.

Teknik hazırlık süreci yoğundu diyebilirim. Uzun süredir masaüstü bilgisayar kullanmadığım için önce ekran başındaki temel refleksleri geri kazanmaya odaklandım. Çünkü dijital iz süren, delil analizi yapan birinin teknolojiyle kurduğu ilişki sezgisel ve akışkan olmalıydı.

Burada Selin’in analitik düşünme biçimini içselleştirmek benim için oldukça belirleyiciydi. Zekâsı gösterişsiz ama doğal bir yerden de görünür olmalıydı.

Fiziksel hazırlık sürecinde ise özellikle dövüş ve savunma sporlarına yoğunlaştığım bir dönem oldu. Zaten sporla iç içe biriyim. Bu fiziksel yeterlilik Selin için bir “gösteri” unsuru değil; karakterinin doğal bir uzantısı olmalıydı. O yüzden her çalışmamda bedensel hazırlık benim için, psikolojik ve zihinsel hazırlığı beslediğini düşündüğüm önemli bir alan.

Onu taşımak zaman zaman ağırdı ama bir o kadar da dönüştürücüydü. Çünkü Selin bana şunu hatırlattı: Kırılganlık, doğru yere tutunduğunda insanın en büyük gücüne dönüşebiliyor.

Dizide bol kan, bol gözyaşı ve acı var.. Duygusal yoğunluk çok fazla ve bazı sahnelerin uzun süre etkisinden çıkılmıyor.. Sizin ve ekibin çekerken en zorlandığınız sahne ve en çok etkilendiğiniz cinayet vakası hangisi oldu diye sorsak?

Mezarlık’a gelen her dosya kendi içinde ağır ve sarsıcı… Ama ekibi en çok zorlayan dosya bence, Hasan’ın kızının cinayet dosyasıydı. Çünkü bu kez sadece bir cinayeti çözmeye çalışmıyorlardı; mesele çok daha kişisel bir yere dokunuyordu. Adaleti yeniden tesis etmeye çalışırken, içlerinden birinin, ekibin bir parçası olan Hasan’ın geçmişi de açılıyor, bastırılmış acılar yeniden gün yüzüne çıkıyordu.

Bu dosyayı bu kadar sarsıcı kılan şey ise “doğru olanı yapıyoruz” düşüncesiyle atılan adımların, herkesi daha karanlık bir noktaya sürüklemesiydi. Hasan’ın kızının davası yeniden açılıyor, ama adalet arayışı Hasan için yeni bir yıkımı da beraberinde getiriyordu. Hem oynarken hem de izlerken insan ister istemez şunu sorguluyor: Adalet er ya da geç yerini bulur ama bu her zaman iyileştirici midir? Adalet her zaman iyi sonuçlar mı doğurur?

Beni en çok etkileyen sahneler de tam olarak bu yüzleşmelerin yaşandığı anlar. Selin’in perspektifinden öfke ve çaresizliğin iç içe geçtiği anlar özellikle çok derindi. Çünkü Selin’in tepkileri yalnızca bireysel bir isyanı değil, aynı zamanda toplumsal bir öfkeyi de temsil ediyor. Bu yüzden de fazlasıyla gerçek, ne yazık ki fazlasıyla tanıdık.

Selin’in olaylara yaklaşımı ile ekibin yaklaşımı arada ters düşebiliyor. Selin böyle durumlarda kendi motivasyonunu nasıl sağlıyor sizce? Sizce Selin, vakaları çözerken özel suçlar ekibi kadar soğukkanlı mı?

Benzer yorumlar okumuştum ve açıkçası bunun fark edilmesine sevindim. 🙂 Selin, direkt başkalarının yöntemlerinden ya da duygusal yaklaşımlarından etkilenen bir karakter değil; motivasyonu, adaletle kurduğu kişisel ve katı bir bağdan geliyor. Suçlularla ya da şüphelilerle empati kurmayı bilinçli olarak reddeden, bu konuda rehabiliteye değil, suçu bir tercih olarak gördüğü için cezalandırmaya inanan biri. O yüzden yalnız kalsa bile, kendi inancından sapmamak Selin için en güçlü itici güçlerden biri diye düşünüyorum.

Selin vakaları çözerken Özel Suçlar Ekibi kadar soğukkanlı mı sorusuna gelince; Selin’in soğukkanlı olduğu ve olamadığı durumlar mevcut. Ama yine de duygularını göstermemeyi tercih etmek gibi kontrolcü bir tarafı var. Duygusuz bir karakter değil, duygularını işin merkezine koymayı adaleti bulanıklaştırdığını düşündüğü için tehlikeli buluyor. Bu da onu sert, mesafeli ve hatta acımasız gösteriyor. Aslında Selin’in bu açıdan farkı, hissetmemesi değil; hissettiklerine rağmen geri adım atmaması bence.

Abdullah Oğuz ve ekibi ile çalışmak nasıl bir duygu? Böyle harika sahnelerin perde arkasını, hazırlık sürecini bir de sizden dinlemek isteriz.. Sette yaşadığınız özel anlar var mı izleyiciler ile paylaşabileceğiniz?

Abdullah Oğuz ve ekibiyle çalışmak benim için son derece ilham verici ve besleyici bir süreç. Abdullah Hoca’nın sete hakimiyeti, hikâyeye ve karakterlere dair güçlü sezgisi oyuncu olarak kendimi güvende hissetmemi sağlıyor. Ne anlatmak istediğini çok net bilen; ancak aynı zamanda oyuncunun önerilerine, sezgilerine ve sahneye getirdiklerine alan açan bir yönetmen.

Ben de karakter derinliği üzerine düşünen, araştıran ve risk almaktan çekinmeyen bir oyuncuyum. Bu noktada aramızdaki yaratıcı diyaloğun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Bu karşılıklı güven ve açıklık hazırlık sürecini, daha katmanlı ve daha üretken bir zemine taşıyor.

Prova aşamasında sahneleri detaylı şekilde ele alıyoruz; gerçekten birlikte düşünen, sorgulayan ve anlatılan hikâyeye yürekten inanan bir ekip var. Bu da özellikle duygusal olarak zorlayıcı sahnelerde bile oyuncu olarak yalnız hissetmememi sağlıyor. Mezarlık’ın atmosferini ve ruhunu oluşturan en önemli unsurlardan biri de tam olarak bu kolektif yaklaşım.

Birce Akalay, Olgun Toker, Şehsuvar Aktaş gibi çok usta çok başarılı oyuncularla çalışıyorsunuz.. Set nasıl geçiyor? Özel suçlar ekibini biz çok sevdik. Ciddi ve sert sahnelerin ardında bize samimiyetiniz çok geçiyor. Ekibin birbirine sahip çıkması, ekip olmayı becerebilmeleri, biri düştüğünde birbirlerini kaldırmaları…

Usta isimlerle çalışmak, oyunculuktan alınan zevki kesinlikle arttırıyor. Fakat işlerinde iyi olmalarının yanında, bu isimlerin iyi birer insan olmaları benim asıl şansım diyebilirim.

Haliyle tüm oyuncu arkadaşlarımı çok sevdiğimi söyleyebilirim. Aramızda oluşan bu güçlü bağ, bana kalırsa ekrana da yansıyor.

Set benim açımdan yine çok keyifli, aynı zamanda disiplinli, yüksek tempolu ve öğretici geçti. Herkes rolüne, hikâyeye ve birbirine büyük bir saygıyla yaklaşıyor. Karşılıklı paslaşmalarımız, sahne üzerine yaptığımız fikirsel paylaşımlar, doğaçlamalar inanılmaz canlı, heyecanlı bir oyun alanı yaratıyor.

Ciddi ve karanlık sahnelerin arkasında; birbirini dinleyen, kollayan ve gerçekten “ekip” olmayı bilen bir yapı var. Özel Suçlar Ekibi’nin ekranda bu kadar güçlü ve samimi görünmesinin sebebi de tam olarak bu: Herkes hikâyeyi ve birbirini gerçekten sahipleniyor. Birinin düştüğü yerde diğerinin el uzatması sadece senaryoda değil, kesinlikle sette de karşılığı olan bir his. Kısacası, iyi ki birlikteyiz. 🙂

Peki yeni sezonda özel suçlar ekibini ve Selin’i neler bekliyor? Karakter gelişimlerini merak ediyoruz. Bize spoiler vermeden yeni sezonu tek cümle ile anlatın desek?

İnanın, bunu cevaplaması çok zor. 🙂 O yüzden biraz klişe olacak ama yine heyecan dolu yeni bir sezon bizi bekliyor diyebilirim.

Son olarak Mezarlık izleyicilerine ve Frizbi Tv okuyucularına bir mesajınız var mı? Mezarlık ve Selin hakkında okuduğunuz en doğru ve en aklınızda kalan yorum neydi?

Böylesine özgün bir işi sahiplendikleri, beğeni ve yorumlarıyla destek oldukları için tüm Mezarlık izleyicilerine çok teşekkür ediyorum. Selin özelinde ise sosyal medyada yapılan editleri görmek, karakterin hikâyesinin merak edilmesi beni ayrıca mutlu etti. Canlandırdığım bir karakterin izleyicide yer etmesi, onunla bağ kurulması, bir oyuncu için bence en değerli dönüşlerden biri… Yeni sezonda görüşmek üzere. 🙂

Bizlere vakit ayırdığınız için ve sorularımızı cevapladığınız için çok teşekkür ederiz. Merakla Mezarlık’a, özel suçlara ve Selin’e kavuşmayı bekliyor olacağız..:)

Yorum yok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir