*Fotoğraflar: Paribu Cineverse Instagram hesabından alınmıştır.

Herkese yeniden merhaba! Yine bir film analizi okuyacaksınız bizlerden. Evet, işte son zamanların sinemada en çok izlenen filmi “Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana” bizler tarafından da izlendi. Öncelikle son zamanlarda gördüğüm en samimi en gerçek işlerden biriydi. Başrollerde Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit olmakla birlikte Hatice Aslan ve Bige Önal da bu harika filme renk katmışlar. Üstad Haluk Bilginer Refik adında çok zengin bir iş adamını canlandırıyor. Kendisi edebiyat ve sanat dalları ile iç içe son derece entellektüel biridir. Ancak yıllar önce başına çok talihsiz bir kaza geldiğinden kendisi felçlidir ve tamamen sandalyeye bağlı yaşamaktadır. Refik Bey için bir türlü hasta bakıcı bulunamaz çünkü kendisi entel olduğu kadar da huysuz biridir.

Feyyaz Yiğit’in olağanüstü oyunculuğu ile hayat bulmuş olan Ferruh ise eğitimsiz, bir aileye evlatlık verilmiş, çok kalabalık bir evde yetişmiş, her şeyi fütursuzca söyleyen patavatsız denebilecek bir arkadaşımızdır…

Gün gelir bu iki zıt ikili birbirini bulur. Ferruh, uzun süren işsizliğine bir çare bulmuştur ve hem hasta hem de huysuz iş adamı Refik’in bakıcısı olmuştur. İlk zamanlar hiç de iyi anlaşamayan bu ikili, git gide birbirlerinin içindeki boşluğu doldurmaya başlarlar.

Refik, hasta ve çevresi tarafından yalanlarla yüzüne gülüp arkasından konuşulan biri gibi gözüküyor ilk başta bize. Hastalığının getirdiği huysuzluk ile birlikte çevresi için de can sıkıcı biri haline gelmiş. Ve günün birinde binlerce hasta bakıcı adayından sonra Ferruh’u buldu kendisi.

Refik, edebiyat ve sanatla iç içe olmayı seven, sıkıcı denebilecek bir hayatı olan bir adam. Ve onun deyişi ile “ölüp ölmediğime bakmaya geldiler” dediği samimiyetsiz bir çevresi var. Ferruh, daha ilk andan gösterdiği doğallığı, çabasız komikliği ve renkli kişiliği ile Refik’in ilgisini çekmeyi başarıyor. Refik ve birlikte yaşadığı çalışanları, başta Ferruh’u asla kabul etmeseler de onların hayatı da olumlu anlamda değişmeye başlar.

Çünkü Ferruh bu yalıda bu kocaman malikanede sıkıcılığa hapsolmuş herkese yaşamak ne demek öğretti. Belki kendisi bu hayatın ballı kaymaklı tarafını görmemiş olsa da sevecenliğini ve umudunu da yitirmemiş. Elinde olmayanlara ve hayatın ona sunmadıklarına ah etmek yerine hayatla dalga geçmeyi ve geçirtmeyi seçmiş biri Ferruh. Her ne kadar eğitimsiz ve serseri gözükse de Refik Bey ona hayatta hiç görmediği bir pencere daha gösterdi. Ve ikisi arasında adı dostluktan da öte olan çok güçlü bir bağ kuruldu.

Refik, Ferruh geldi geleli ilk defa yaşamayı bu kadar hissetti. Dışarıda kaçırdığı hayata bir de Ferruh’un gözünden baktı mesela. Gittiği istikameti hiç düşünmeden yola gitti Refik. Bu hayata bir kere gelmişti ve kaybedecek daha da zamanı yoktu. Yaşamak denilen şeyin anlamı daha netti artık. Nefes aldığını hissedebiliyordu.

Başlarda hasta bakımı konusunda hiç bilgisi olmayan ve hatta genel bir bilgisizliği olan Ferruh giderek profesyonel bir bakıcı haline geldi. Ferruh belki de hayatında hiç görmediği baba figürünü gördü Refik’e bakarken. Annesinin hissetmediği huzuru hissetti, işe yarayan biri olmanın haklı gururunu taşıdı. İşte bu yüzden de her geçen gün daha da iyi baktı yoldaşına. Tek gerçek olarak gördüğü, paranın bile satın alamayacağı bir şey olduğunun farkına vardı. Gerçek sevgi..

Refik Bey’in yanında gerçek sevgiyi Ferruh ile öğrenen birileri daha vardı tabii ki. Lale ve Figen. Kalıplara sıkışmış yaşamlarına sonsuz renkler dolu kapılar açıldı belki de. Bazı yüzler her zaman gülmez ama Ferruh gülmeye elverişli olmayan, gülmeye küsmüş yüzleri de güldürdü. Hatice Aslan ve Bige Önal için gerçekten bir alkış rica ediyorum. Filmle ilgili tek olumsuz eleştirim Figen ve Lale’nin hikayesine girilmemiş olması. En azından yolları nasıl kesişmiş izleyebilseydik.

Refik ve Ferruh dostluğunda her izleyen illa ki bir şeyler bulmuştur. Sevginin bambaşka bir hali, çıkarsız ve bu dünyanın kirinden pasından uzak.. İhtiyacımız olan şey yalnızca sevilmektir bazen. Refik bey de en çok sevilmeyi ve yaşamayı hissetmeyi istedi. Kendine mektup arkadaşı bulan Refik, bir gönül ilişkisine adım atarken Ferruh’un “sandalyeli fotoğrafını gönder gerçeği bilsin, sevecekse böyle sevsin” demesi o kadar anlamlıydı ki. Refik’in içinde kabul etmesi zor, kalın ve paslı duvarları yıktı Şeyda (Şevval Şam) ile yaptığı mektup arkadaşlığı.. Ferruh’un koşulsuz ve açık sözlü desteğine gülmekten karnıma ağrılar girdi diyebilirim.

Film çok komik ve aynı zamanda da oldukça duygusal sahnelere ev sahipliği yapıyor. Komedi ve dram arasındaki denge çok iyi kurulmuş. Bazen bazı filmlerde gülsek bile altında bir şey aradığımız oluyor. Yani gülerken kötüyü çektiğimizi anlıyoruz. Ancak Yan Yana, bu güvenli hissettiren huzurlu anlatısında, hayat gibi hem gülüp hem ağladığımız bir seçenek sunuyor bize. Gülerken ağlatmıyor, ağlarken güldürmüyor. Olduğu gibi aktarıyor bize içinde ne varsa.

Refik Bey, geçmişte hem kaza geçirmiş hem de sevdiği kadını kaybetmiş. Ama görüyoruz ki içinde yaşattığı o umut hala bitmemiş. Ancak birinin o yaşama umudunu içinden çıkartması, duygularını halının altına süpürmemesi gerektiğini göstermesi gerekiyordu.

Ferruh, Refik’in hayatına dokunurken içindeki umudu hep diri tuttu. Hani neden Ferruh diye soruluyor ya, işte tam da bu yüzden. Umudu, neşeyi, gerçekliği ve samimiyeti diri tutmak için.

Filmde sanırım en anlamlı bulduğum sahne, nereye gittiklerini bilmeden yola gitmeleri oldu. Bazen istikamet nereye diye sormamalısın, önemli olan vardığın yer değil de, gittiğin yoldur. Bu hikaye hem Ferruh’un hem Refik’in varış noktasız yolculuğu. Hayat bir yolculuk ise eğer, yol arkadaşlarımız gibisi de yoktur. Onlar olmadan ne bir adım atılır ne de yol aydınlanır.

Bu film, şu sıralar unuttuğumuz insanlık ve dostluk kavramlarını tekrar sorgulattı. İçimizdeki puslu karanlığı dağıtabildiği kadar dağıttı. Umut tohumları ekti. Yazanına, çizenine, oynayanına, çekenine hepsine ayrı ayrı teşekkürler. Bize de yorumlaması düştü. Şimdi sıra sizde. Bizi okumaya ve yorum yapmaya devam edin, birlikte tartışalım. Yepyeni analiz ve yorumlarda görüşmek dileğiyle! 🙂

Yorum yok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir