
Tam İsabet Sorular köşemizin yeni konuğu başarılı oyuncu Sıla Özlem Önemli oldu. Onu Beni Bırakma’nın Doktor Zeynep’i olarak tanıdık. Sonrasında Var Bunlar’ın Ela’sı olarak karşımıza çıktı. Başarılı oyuncu Sıla Özlem Önemli şimdi Sahipsizler dizisinin Aysel’i olarak karşımızda. Kendisi ile oyunculuk kariyerine ve oynadığı işlere dair bir sohbet gerçekleştirdik. Keyifli okumalar dileriz!
Nasılsınız öncelikle? Teklifimize dönüş yaptığınız için çok teşekkür ederiz! Nasıl gidiyor hayat şuan sizin için?
Ne demek, teklifiniz ben teşekkür ederim.
İyiyim, biraz yüksek tempolu geçiyor günlerim ama ben zaten bu temponun insanıyım o yüzden her şey yolunda çok şükür. ☺️
Sizi “Beni Bırakma” dizisinin Zeynep’i olarak tanıdık. Nasıl bir süreçti? Zeynep ile nasıl tanıştınız? Nasıl izler bıraktı sizde?
Konservatuvarda okurken girdiğim bir audition (deneme çekimi) ile başladı her şey. Tiyatro bölümünde okurken tiyatroyla ve oyunculukla ilgili hemen hemen her şeyi öğreniyorsunuz ama kamera önünde oyunculuk yapmaya veya sektöre dair pek bilginiz ya da tecrübeniz olmuyor. Oyunculuk esasen kökte aynı fakat oynadığınız mecra değiştiğinde oyunculuğunuza dair belli başlı teknik değişiklikler de yapmanız gerekiyor haliyle. Ben de o yüzden aslında kamera ve audition tecrübesi edinirim, iyi olur diye düşünerek girdim “Beni Bırakma” dizisinin deneme çekimine.
Sonrasında audition esnasında bile çok sevdim Zeynep’i oynamayı, sanırım bu da ekrana yansıdı ve ben seçildim role. Benim için de şaşırtıcıydı, kısa sürede sette buldum kendimi. Hem ilk projem hem de başrol oynayacak olmam sebebiyle hem heyecanlı hem de biraz stresli bir süreçti elbette. Yüzme bilmeden okyanusa atılmak gibiydi başta ama kısa sürede adapte oldum ve belki de okulda öğrenemeyeceğim kadar çok şey öğrendim Beni Bırakma setinde. Üstelik günlük bir iş olduğu için çok yoğun bir tempoda çalışıyorduk. Haftanın 6 günü sabahtan geceye setim vardı, bu sırada konservatuvarı da dondurmak istemediğim için ekibin repo (izin) gününde ben Eskişehir’e konservatuvardaki derslerime gidiyordum. Dolayısıyla 2 yıl boyunca boş bir günüm olmadan çalıştım diyebilirim. Ne kadar yorucu olsa da aynı anda hem tiyatro hem de ekran oyunculuğu üzerine çalıştığım için kendimi çok şanslı sayıyorum, minnettarım. ❤️

Beni Bırakma oldukça duygu yüklü bir işti, nasıl hazırlandınız böyle bir psikolojiye? Çekerken en zorlandığınız sahne hangisiydi?
-Kesinlikle öyleydi. Gün be gün Zeynep’in yaşadığı her yeni olayda onunla birlikte Sıla da heyecanlandı, üzüldü, umutlandı. Neredeyse en yakın arkadaşım gibiydi karakterim. Senaryo geldiği anda (bize 5 bölüm birden geliyordu genellikle) her şeyi bırakıp senaryoları su gibi okuyordum acaba neler oluyor bizim kızın başına neler geliyor diye. Bir de bölümler boyunca onunla el ele yürüdüğünüz için mesela kendini savunmadığı bir anda ben de okurken “ah be Zeynep söylesene kızım doğruyu, savunsana kendini” diye söylenirken buluyordum kendimi. 🙂
Fiziksel olarak merdivenlerden yuvarlandığım sahne baya zordu benim için -ki birkaç kere yuvarlanmışlığım var dizi boyunca😅- ama duygusal olarak bende en çok iz bırakan sahneler Zeynep’in bebeğini kaybettiği bölümde oldu. Hatırlarsınız belki, rüyasında bebeğini sağlıkla kucağına aldıktan sonra hastanede uyanıp bebeğinin ölüm haberini alıyor ve yıkılıyor, inanmak istemiyor. O sahnelerde gerçekten ben de oynarken etkilenmiştim. Kurgu bile olsa çok zor gerçekten, kimsenin bunu yaşamamasını dilerim, büyük bir acı.

Oyunculuk yolculuğunuzu sorsak? Nasıl başladı bu yolculuk sizin için? Bu sürecin zor ve kolay tarafları neler oldu?
Lise 1’de Çankaya Anadolu Lisesi’nde okulun ilk günlerinde edebiyat öğretmenimin beni ısrarla tiyatro seçmelerine çağırmasıyla başladı bu yolculuk. O zamanlar ben profesyonel olarak voleybol oynuyordum ve tiyatroyla hiç ilgim yoktu. Anlayamamıştım da öğretmenin niye ısrarla “seçmelere gel!!” dediğini ama elime metni alıp da sahneye çıktıktan sonra büyülendim… Anladım ki haklıymış çünkü o günden sonra bırakamadım sahneyi. Sonrasında o öğretmenimin İzmir’e tayini çıktı ve tiyatro kulübü öylece kaldı (bu arada ismi Önder’di öğretmenimin, şimdilerde nerede ne yapıyor bilmiyorum ama eğer bu röportajı okursa selam olsun kendisine, teşekkür ederim, hayatımı değiştirdi.)
Tiyatro kulübü öylece kaldı ama ben bu sahne hissini tattım bir kere, o yüzden Ankara Devlet Konservatuvarı’nın ilk binası olan şimdilerde Mamak Belediyesi’ne ait MKM’de tiyatro kursuna gitmeye ve bu kıpır kıpır hissin peşine düşmeye karar verdim. Önce hafta sonları drama derslerine gitmeye başladım, sonrasında belediyenin konservatuvar sınavına girdim kazandım ve 1 yıl boyunca her gün liseden sonra akşam tiyatro derslerime gidip geldim, belediyenin tiyatro oyunlarında rol aldım ve anladım ki ben üniversitede de bu bölümü okumak istiyorum. Konservatuvara hazırlanmak için Ankara’da özel bir sanat merkezinde hem dans hem de oyunculuk dersleri almaya başladım, Devlet Tiyatroları’nda, özel tiyatrolarda sürekli oyunlar izledim ve lisenin son 2 yılı böyle konservatuvara hazırlıkla geçti. 2015 yılında liseden mezun oldum ve Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nü kazandım. Belki tiyatro okumak bu ekonomik düzlemde çok mantıklı olmayabilir ama başladığım günden bu yana oyunculukla geçirdiğim her an çok güzeldi, yine olsa yine aynısını yaparım.
Tiyatro kökenlisiniz. Tiyatro mu yoksa ekranlar mı oyunculuk anlamında sizi besliyor? Hangi alanda kendinizi daha konforlu hissediyorsunuz?
Dediğim gibi aslında oyunculuk kökte aynı. İzleyicinin seyir alanı değiştiğinde (sizin de seyirciyle buluştuğunuz biçim değiştiği için) belli başlı teknik farklar oluyor oyunculuğunuzda mecburen ama ben iki alanda da kendimi konforlu hissediyorum. Bir seçim yapmak istemem açıkçası oyunculuğun kendisi çok güzel bir iş, tiyatroda da ekranda da.

Çok başarılı bir ekip ve oyuncular ile birlikte “Broadway In İstanbul” müzikalinde yer aldınız. İzleyemeyenler için bize anlatır mısınız süreci? Nasıl bir atmosfer vardı, nasıl bir dahil olma süreci yaşadınız? Yeni müzikal tiyatro projeleri var mı?
“Broadway in Istanbul” bende yeri ayrı olan bir proje çünkü o dönem aynı zamanda “Külkedisi Müzikali” ile de Türkiye turnesindeydik. Ben Broadway’in seçmelerini instagramda görüp başvurmuştum, o turne temposunun arasında İstanbul’a gelip seçmelere girdim ve kazandım. Şarkı söylemek ve dans etmek, oyunculukla birleştiğinde daha da büyülü bir hal alıyor ve müzikalleri ben zaten çok sevdiğimden böyle kıymetli bir ekiple böyle büyük bir prodüksiyonda yer aldığım için çok mutlu oldum açıkçası. 2.5 ay kadar süren bir prova sürecimiz oldu, yönetmenimiz Uğur Babürhan, müzik direktörümüz Serpil Günseli, vokal koçumuz Can Bora Genç, koreografımız Nur Doğan ve birbirinden kıymetli oyuncu & dansçı arkadaşlarımızla çalışmak bana çok şey kattı. Ben yine şehirlerarası seyahat halinde bir yandan Broadway’in provalarında bir yandan da Külkedisi’nin temsillerine gidip gelerek bu süreci tamamladım. Bu sezon için görünürde bir müzikal projem yok ama önümüzdeki sezon neden olmasın? ☺️
Giray Altınok & Kerem Özdoğan işbirliği ile hayata geçmiş çok başarılı bir komedi işi olan “Var Bunlar” dizisinde yer aldınız. Böyle başarılı yazar ve oyuncularla çalışmak nasıl bir his? Nasıldı sizin için “Var Bunlar” süreci? İleride tekrar komedi düşünür müsünüz?
Severek ve çok gülerek izlediğim bir işte rol almak gerçekten çok keyifliydi. Ben bu kadar dram oynadıktan sonra artık biraz da komedi yapmak istiyordum hatta yakınlarımla da sürekli konuşuyorduk bu konuyu, Var Bunlar tam da bunun üzerine denk geldi
Özünde durum komedisi bir iş olduğu için Avukat Ela’yı Tufan ve Samet’e zıt bir biçimde tamamen ciddi ve biraz da kasıntı bir karakter olarak oynamayı tercih ettim ben, bu kontrast hali komedi unsurunu da besledi bence. Giray Altınok ve Kerem Özdoğan hem kalemlerini hem de oyunculuklarını zaten çok beğendiğim isimlerdi, bununla birlikte sette de çok pozitif ve eğlenceli bir ortamımız vardı, konuk olduğuma mutlu olduğum bir proje oldu gerçekten.
Yeniden komedi yapmayı da kesinlikle istiyorum, komedi oynamak bir zevk benim için. Ayrıca izleyicinin de son yıllarda komedi işlere hasret kaldığını düşünüyorum, o yüzden hem bir oyuncu hem de bir izleyici olarak komedi yapımlarının artmasını diliyorum. Düşünün ben kendim de dönüp dönüp Avrupa Yakası izliyorum hala, büyük bir kitlenin de izlediğine eminim.

Sizi bir projeye evet dedirten sebepler neler oluyor? Senaryo mu karakter mi sizin için ön planda?
Senaryo daha ön planda çünkü karakter de sonuçta o senaryoya hizmet ettiği ölçüde var olabiliyor. Senaryo iyi değilse karakterin iyi olmasının pek bir anlamı yok bence.
Karakter seçiminde baktığım şey daha çok karakterin önceden oynadığım karakterlerden farklı bir yapıda olması, başka bir renk taşıması çünkü karakter yelpazesi geniş bir oyuncu olmak istiyorum. Kendim için de bir “challenge” olan karakterleri seçmeye çalışıyorum; bu, oyunculukta da yıllar boyu gelişme ve öğrenmenin yolunu açıyor bence. Kariyerim boyunca da bu şekilde birbirinden farklı roller tercih etmeye gayret edeceğim.
Sahipsizler gibi başarılı bir işte yer alıyorsunuz. Nasıl dahil oldunuz? Karakteriniz Aysel ile nasıl tanıştınız? Diziyi takip ediyor muydunuz?
Evet Sahipsizler ara ara takip ettiğim bir işti. Okuduğumda beni heyecanlandıran şey Aysel’in ölümü bile göze alarak sevdiği adamla kaçıp İstanbul’a gelmesi, bu ürkek halinin altında kocaman cesaretli bir yürek taşıması oldu. Bir düşünsenize biz bize dayatılan, kendimizi mecbur hissettiğimiz hangi olaylara durumlara “hayır” diyebiliyoruz? Bırakın zorla evlendirilmeyi, istemediğimiz bir işte çalışmayı bırakmak bile ne kadar zor. Aysel buna hayır demeyi başarmış, kendine ve sevdiği adama Murat’a güvenmiş, yol bilmeden iz bilmeden çıkıp İstanbul’a gelmiş. Gerekirse ölürüm ama kötü biriyle, istemediğim biriyle ömür boyu yaşamam diyebilmiş. Hayır diyebilmenin ne kadar zor olduğunu bilen biri olarak Aysel’in bu cesaretine hayran oldum ve onu oynamak istedim. Üstelik daha önce şiveli konuştuğum bir rolüm olmamıştı, bu da yine kişisel bir meydan okuma oldu benim için. Canım Aysel. ❤️
Güncel olarak takip ettiğiniz ana akım veya dijital diziler var mı? Sizden 5 yerli 5 yabancı dizi önerisi alabilir miyiz?
Yoğun bir tempoda çalıştığımız için her işi takip edemiyorum ama sektörün güncel durumundan haberdar olmak adına elimden geldiğince hem dizileri ve sinema filmlerini hem de festivalleri takip etmeye gayret ediyorum. Yerli olarak başta elbette Sahipsizler ☺️, şimdi final yaptı ama Kral Kaybederse’yi de takip ediyordum, dijitalde yine Var Bunlar’ı mutlaka öneriyorum ilaç gibi geliyor, Gibi son yıllardaki favori işlerimden ve Karşılaşmalar’ı da seviyorum, komedi işleri izliyorum genelde. Yabancı olarak da Emily in Paris’i seviyorum bu ara çerezlik güzel bir iş, You’nun son sezonunu izledim geçenlerde, bir de eski yapımları daha çok seviyorum sanırım ben Friends, Lucifer, HIMYM geri dönüp dönüp izlediğim işler.
Oynadığınız işlerde çok başarılı oyuncular var, var mı ileride tiyatroda veya dizide oynamak isterim dediğiniz oyuncular?
Elbette var, çocukluktan beri Haluk Bilginer’i çok beğenerek izliyorum, bir usta, hem tiyatroda hem ekranda bir işte birlikte yer almayı çok isterim. Komedide de Cem Yılmaz’ın işleri favorim, bir Cem Yılmaz filminde birlikte çalışmayı çok isterim. Binnur Kaya aynı şekilde, benim için komedide bir idol. Yine Canan Ergüder, Broadway in Istanbul’da birlikte çalışma fırsatı bulduğum şahane bir oyuncu, tiyatrodan sonra ekranda da birlikte bir işte yer almayı isterim.
Dizide çok zor durumda olan bir kadının hayatına ışık tutuluyor. Günümüzde böyle çaresiz ve baskı altında onlarca kadın var. Ekranlarda kiminin hikayesi çok görünür oluyor. Şiddet maalesef toplumsal bir yara. Sizce nasıl anlatılmalı şiddet? Göstererek, sert bir şekilde mi yoksa göstermeyerek daha dolaylı yoldan mı?
Bu konuda hikaye ve anlatış tarzı o kadar önemli ki.. Her ne şart ve koşulda olursa olsun şiddeti meşrulaştırır bir hikaye veya anlatım biçimi bence kabul edilemez. Özellikle kadına şiddet sahnelerinin yazımında ve çekiminde azami dikkatte olunması gerekiyor bence. Her ne kadar kurgu da anlatıyor olsak bunu gerçek hayatta birebir yaşayan insanlar var ve toplumumuzun kendini iyileştirmesi gereken bu şiddet meselesinde düğümü çözen yegane şeyin eğitim olduğunu düşünüyorum. Eğitimden yana bir eksik varken bir de bunu ballandıra ballandıra şiddet sahneleriyle süslü yapımlarla izleyiciye sunmak durumu pek de iyileştirmiyor diye düşünüyorum… Kadınların başına gelen sıradan ve günlük bir olay gibi algılanmamalı şiddet, ne toplumda ne de kurguda.
Sosyal medyada bir hayli kitlesi olan bir dizi Sahipsizler. Siz takip ediyor musunuz yorumları? Okuduğunuz yorumlar içerisinde en hoşunuza giden hangisiydi? Son olarak sizi izleyenlere bir mesajınız var mı ?
Evet instagramda fragmana ve diziden kesitlere yapılan yorumlara bakıyorum. Dizinin fanlarının yaptığı editler de çok tatlı, bu kadar sevilerek ve heyecanla takip edilen bir işte yer aldığım için şanslıyım. Umarım Ayselkuş’u da sevmişlerdir. Beni “Beni Bırakma”dan beri izleyen ve yolculuğumu destekleyen herkese teşekkür ederim. İyi ki varsınız, nice güzel işlerde görüşmek üzere. ❤️


Yorum yok