
Siz hiç vicdanınızla tanıştınız mı? Ya da Vicdan ete kemiğe bürünmüş olsaydı, nasıl biri olurdu? Peki ya nerede buluruz biz bu Vicdan’ı?
Tüm bu soruları siz de kendinize soruyorsanız doğru yerdesiniz demektir. Vicdansız’a hoş geldiniz. Vicdanlı veya vicdansız, hayat iki taraftan oluşur. Bir tarafta kocaman bir ışık esir alır sizi, diğer tarafta zifiri karanlık. Hangisini seçeceğiniz tamamen vicdan meselesi.
Başrollerini Ekin Koç, Ayça Ayşin Turan, Cansel Elçin ve Feyza Sevil Güngör’ün paylaştığı “Vicdansız” başlarda sıradan bir aşk dizisi gibi gözükse de sonradan sizi çok şaşırtıyor. Son zamanlarda izlediğimiz en akıcı, en gizemli, en zekice yazılmış dizi olan Vicdansız’ı herkese öneriyoruz. Mutlaka izlenmesi gereken bir yapım olmuş. Emeği geçen herkese seyirci ve yorumcu olarak teşekkür ediyorum. Ve diziyi yorumlamaya başlıyorum.
Finans dünyasının başarılı yatırım danışmanı Deniz Yolcu’nun (Ekin Koç) hayatı mükemmel gitmektedir. Çalıştığı şirkete ortak olmak üzeredir ve çok sevdiği Vicdan (Ayça Ayşin Turan) adında bir sevgilisi vardır. Deniz, çok sevdiği Vicdan ile bir trafik kazası geçirir ve hayatı tepetaklak olur. Çünkü kazadan sonra kaybolan Vicdan’ı bulmak pek de kolay olmayacaktır.
Deniz, Vicdan’ın kaza yaptığı arabanın içinde olduğunu söylese de kimseye inandıramıyor. Deniz, Vicdan’ı olabilecek her yerde arar. Vicdan’ın evine gider fakat o ev Vicdan’ın evi değildir.. Deniz çaresiz kalmıştır. Tüm bu bekleyiş, arayış gerçekleşirken Deniz uyuyakalır. Kalktığında, kendini şirkette bulur. Ve Vicdan ile kaza yapmadan önce yaşadıklarını tekrar yaşamaya başlar. Ve haberinin olmadığı bir şey daha vardır.. Aynı günü yaşamaya devam edecektir!

Ayça Ayşin Turan ve Ekin Koç’un muazzam bir uyumla harika sahneler çektikleri dizi, her bölüm öncesinde Vicdan ve Deniz’in bembeyaz bir yatağın üzerinde, her şeyin beyaz olduğu sahnede hayatın küçük oyunlarını tartıştıkları sahneleri izliyoruz. Ve birbirlerini ne kadar çok sevdiklerini haykırdıkları bu sahneler, bölümlere dair de ufak ipuçları veriyor.
İlk başta diziyi anlamayabilirsiniz. Hikaye ilerledikçe, dikkatlice izleyerek Deniz’in neden her gün aynı günü yaşadığını ve bu döngünün neden bir türlü bitmediğini anlayabilirsiniz.

Vicdan, neşeli, sevgi dolu, hayata hep pozitif bakan, yardımsever biridir. Deniz’e çok aşıktır ve onunla bir gelecek kurmak istemektedir. Ancak bunun bazı bedelleri vardır. Vicdan’a ulaşmak hiç de kolay değildir. Ona ulaşmak isteyen Deniz, önce kendi vicdanını bulmak zorundadır. Ve bunun için ödeyeceği bedellerden habersizdir. Ayça Ayşin Turan, Vicdan olmakla kalmamış onu bize yaşatmış. Dizinin sürprizlerinden birisi de Vicdan’ın farklı farklı kişiliklerle karşımıza çıkması oldu. Vicdan, aslında Deniz’in bir aynası. Deniz, insanlara gösterdiği her halini, karşısına çıkan vicdanlar ile görüyor aslında. Gerçek Vicdan, yani kazadan önceki Vicdan, Deniz’in olması gereken ama asla farkında olmadığı kişiliğini temsil ediyor.

Deniz, finans dünyasının başarılı yatırım danışmanıdır ancak bu başarıyı müşterilerini kandırmasına borçludur. Üstelik müşterilerinden elde ettiği haksız kazançlarla kendine sıradan bir beyaz yakalının erişemeyeceği kadar lüks bir hayat kurmuştur. Bu hayatın içinde Vicdan, çok da ön planda değildir. Çünkü Deniz, çalıştığı şirkete ortak olmak için patronun kızı ile evlenebilecek kadar da paragöz birisidir. Çocukken yaşadığı baba travmasının da etkisi ile kendine yalan bir hayat kuran Deniz’in tek bildiği kolay yoldan para kazanmaya çalışmaktır. Yakınında, çevresinde kim varsa bir şekilde kandırmıştır. Vicdan da tıpkı herkes gibi Deniz tarafından kandırılmıştır.. Deniz hiç farkında olmasa da, Vicdan’ı bulmak için yapması gereken kendi vicdanını dinlemek ve iyi bir insan olmaya çalışmaktır. Ekin Koç’un Deniz’i öyle doğal ki, çok kötü şeyler yapmış olsa bile pek kızamadık. Çünkü öyle yumuşak ve mahcup bir yerden oynuyor ki Deniz’i. Ne yaptığından çok onu düzeltmesine odaklanmamız da bundan. İzlerken düşünüyoruz ve insanın hayatta en çok önem verdiği şeyin sevdikleri olması gerektiğini daha net anlıyoruz.

Nilüfer, Deniz’in patronunun kızıdır ve Deniz’e garip bir zaafı vardır. Terk edilmeyi, kandırılmayı, kendisine yapılan herhangi bir yanlışı sindirecek biri olmadığı gibi, intikam dürtüsü de oldukça fazladır. Nilüfer’in ikinci kadın olduğunu öğrenmesinden itibaren Deniz’e yaptıkları pek de hoş şeyler olmadı. Haklıyken haksız duruma düşürdü kendisini.. Feyza Sevil Güngör’ü izlerken gerçekten gerildim. Muazzam bir Nilüfer çıkartmış bizlere. Her an ne yapacağı belli olmayan deli dolu, çılgın ve intikamcı.. Deniz’in doğru yolu bulmasında Nilüfer’in payı büyük.

Barbaros, Deniz’in patronu. Ve genel olarak patronlar dünyasının hırslı patronlarından. Cansel Elçin, Barbaros rolüne o kadar iyi olmuş ki! İzlerken sinirlenmemek elde değil. Şirketine para getiren çalışanı Deniz’in kızı ile evlenip şirkete ortak olmasını onaylıyor çünkü bir elin nesi var iki elin sesi var.. Ne kadar çok Deniz, o kadar para..

Emre Aslan’ın canlandırdığı Erol karakteri ise Deniz’in kandırdığı ve küçük gördüğü çalışma arkadaşlarından birisi. O kadar bizden biri ki Erol. Günü kurtarmaya çalışan, işimden olmayayım, aç kalmayayım kafasında bir beyaz yakalı. Deniz tarafından zorbalanmış, hep onun sorunları ile cebelleşmiş hatta ve hatta Deniz’in ev arkadaşı bile olmuş. Ama bir arkadaşı olamamış. Ne kadar acıdır ki paranın arkadaşlığın, dostluğun da önüne geçtiği bir sistemin kurbanı olmuş Erol.

Usta oyuncu Bülent Düzgünoğlu, Deniz’in babası Cevahir olarak karşımızda. Deniz’e zamanında yapmadığı kalmamış olan babası, huzurevinde yaşıyor. Ve Deniz, o lüks hayatına babasını bırakın dahil etmeyi, yanına bile uğramıyor. Çoğu zaman Deniz’in haklı olduğunu görüyoruz. Babasının ona öğrettiği hayatı yaşaması onun en büyük yarası olmuş. Ne yazık ki çocukken babasından gördüklerini hayatına olduğu gibi taşımış biri Deniz. Cevahir de bu durumdan rahatsız değil. Sevgisiz bir baba – oğul ilişkisinin, hayatta nelere mal olduğunu izliyoruz.

Tansel Öngel ve Mehmet Bozdoğan da çok gizemli iki karakter olarak karşımızdalar. Mehmet Bozdoğan, Deniz’in her adımını takip eden, göz hapsine alan komiser olarak karşımızda. Deniz’in yaşadığı döngülerin hepsinde komiser Deniz’in kendi içinde bir savaş vermesine sebep oluyor. Suçsuzluk ve suçluluk algısı, Deniz’in alışık olmadığı kavramlar. Hayatını düşünmeden yaşayan birisi için bir anlam ifade etmiyor.
Tansel Öngel ise Deniz’in çocukluğunu temsil ediyor dizide. Hayatımızın döngüsü çocukluktan başlar. Çocukken başlarız hayata atılmaya. Ve çocukluk yaraları peşimizi asla bırakmayan bir sızıdır. Çocukluğunun Deniz’i sürekli takip etmesi ve döngüyü hep onun başlatması detayları çok hoştu. Deniz ne zaman çocukluğu ile karşılaşsa aynı günü tekrar yaşamaya devam ediyor. Çocukluğu ona sürekli vicdanını bulması gerektiğini hatırlatsa da Deniz bir türlü anlamak istemiyor, göremiyor. Tansel Öngel’in Deniz’in gölgesi gibi olması muazzamdı, oldukça komik de bir karakter olmuş bayıldım.

Dizinin en beğendiğim taraflarından birisi şüphesiz Vicdan’ın farklı versiyonlarda Deniz’in karşısına çıkmasıydı. Arzu da Deniz’in karşısına hiç beklemediği şekilde çıktı. Arzu Akay, Deniz’in aynası gibi aslında. Deniz’e insanlara verdiği zararı göstermesi ve artık bir şeyleri anlaması açısından güzel bir işaretti. Çünkü Deniz içindeki kötü kişilik ile Arzu sayesinde yüzleşti. Vicdan ne kadar saf, temiz ise Arzu da o kadar karanlıktı. Arzu’ya bir spin – off bile yapılır öyle beğendim bu karakteri.

Deniz’in yaşadığı döngülerin en önemli ve büyük kaosu, mağdur ettiği müşterisi Vedat’ın sürekli silahla ofisi basmasıydı. Deniz’in yaşattığı mağduriyetlerin belki de en büyüğünü Vedat yaşamıştı ve her şeyini kaybetmişti. Deniz’in bu döngüden kurtulması için ilk işi Vedat’ın mağduriyetini gidermekti. Cemal Toktaş’ın performansını ağzımız açık izledik diyebiliriz! O nasıl bir oynamak, nasıl bir gerçekçilik?
Ne yazık ki gerçek hayatta böyle durumlar yaşayanlar çok fazla ve bu durum dizide çok çok iyi işlenmiş.

Bir diğer sürpriz ise Vicdan’ın Deniz versiyonuydu. Deniz’in kadın versiyonu yani. Aynı hırs aynı para sevgisi. Deniz’in vicdan yolculuğunun kilit noktası kendine ayna tutmaktı. Deniz de böylece bu aynayı tutmuş oldu. Ayça Ayşin Turan hakikaten ne kadar yeteneği varsa sergilemiş bizlere.

Deniz, yaptığı seçimlerin bedelini vicdanını kaybederek ödedi. Onu başka ruhlarda, başka kişiliklerde gördü. Gerçek aşka sahip çıkmanın da bir bedel olduğunu anladı. En önemlisi ise hayatta her şeyin para ile satın alınamayacağını anlaması oldu. Vicdan, gerçek aşk, aile, arkadaşlık, komşuluk, kahkahalar..
Bu hikaye, aşk ve para arasında kalanların, yolunu kaybetmiş veya kaybetmek üzere olanların, seçimlerinin bedelini ödeyenlerin hikayesi.
Deniz’in vicdanını bulabilmek için ödeyeceği bedelin hayatında ne varsa değiştirmek, sıfırdan başlamak olduğunu anlaması çok geç oldu. Ancak bazen sıfırdan başlamak, üstüne bir enkaz yıkılmasından daha iyidir. Deniz, fazla yükün ağırlığı altında ezilmeyi değil kuş gibi hafiflemiş olmayı seçti. Yani vicdanını..
Bu hikayede Vicdan’ın hiç seçim hakkı yok mu diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Elbette vardı. Vicdan da Deniz’in versiyonlarını gördü aslında. Onunla yeniden tanıştı, bazen tanımadı, bazen de sevdiği adamdan hiç vazgeçmedi. Özünde nasıl biri olduğunu bildiği sevgilisini kendine getirdi. En güzel yanı da Deniz olmadan da Vicdan kendisi gibiydi. Ama vicdan olmadan Deniz, kendisi gibi değildi.
Bu döngünün iki tarafı vardı. Biri Vicdan tarafı. Yemyeşil, şehirden uzak, çiçekli kırlarda çıplak ayakla koşmak gibi. Diğeri ise gökdelenlerin arasına sıkışmış ruhsuz ve kalabalık insanlar. Topuk, asansör, alarm sesleri.. Yani Deniz’in kendini hapsettiği hayat. Sonunda Deniz bir seçim yaptı. Başka bir hikayeye doğru yola çıktı.
Hikayenin sonu, oldukça şaşırttı, sevindirdi ve bir miktar duygulandırdı. İzleyince siz de anlayacaksınız. Uzun zaman sonra ilk defa güzel bir son izledim. Son demek de yanlış aslında. Bir yolculuğun başka bir evresi diyelim. Hikaye devam ediyor. Başka bir yol başka bir seçim ile.

Bazen hayat insana her şeyi bıraktırır, çünkü mutlu olmak için bazen bırakmak, vazgeçmek gerekir. Ancak bu vazgeçişler en beklemediğiniz anda, gerçek mutluluğu getirir. Hayat böyle bir yerdir. Siz ne kadar bedel öderseniz ödeyin hayat acımasızdır ve şefkatli yüzünü asla beklemediğiniz bir anda gösterir.
Ve işte döngü bitti. Sıfırdan başladı hayat. Deniz, vicdanı ile yeniden tanıştı. Artık hiç bir şey eski Deniz olamayacağı gibi Vicdan da eskisi gibi kaybolmayacak. Çünkü Vicdan, Deniz’in içindeki evini buldu.
Şu unutulmamalıdır ki iki insanın arasındaki bağ, ne evren tanır ne döngü ne de ödenen bedel. Başka bir evren de yok başka bir hayat da.. Şimdi, hemen harekete geç, yaşa gitsin.
Bu yazıyı okuyorsan eğer, doğru yerdesin. Deniz ile Vicdan’ın yeniden tanıştığı o evrendesin. Yeniden başladın, kalpler tekrar başladı atmaya.
Bu yazı, hem Deniz hem de Vicdan gibi hissedenlere, döngüye girip de çıkamayanlara, doğru yolu, doğru vicdanı arayan herkese gelsin..

Yorum yok