
Yine bir Netflix dizisi analizi ile karşınızdayım sevgili Frizbi Tv okuyucuları. Engin Günaydın’ın yazdığı, Yağmur & Durul Taylan kardeşlerin yönettiği Andropoz, hem çok sevildi hem nefret edildi. Ben diziyi beğenen taraftayım. Ancak kötü yanları da yok değildi. Gelin bakalım.

Efendim baş karakterimiz Yusuf, 50 yaşını geçmiş bir esnaf. Marmaris’te yaşıyorlar ve oldukça stabil bir aile hayatı bulunmakta. Yani öyle gözüküyor. Yusuf, hayatından memnun değil ve bir değişim istiyor. Bu değişimi başlatmaya fiziksel özelliklerinden başlıyor. Tipik bir orta yaş sendromu yaşıyor.

Yusuf’un eşi Meryem ise dıştan normal, tek düze gözüken fakat ekstrem durumlara da olağanüstü bir çılgınlıkla uyum sağlayabilen bir anne. Bu noktada Meryem karakteri hoşuma gitti. Aslında sıradan dediğimiz insanlara bazen şans vermiyoruz onların sınırlarını zorlamıyoruz. Sıradan, sıkıcı dediğimiz çoğu kişi öğrenilmiş bir monotonluğa hapsediyor kendini. Meryem de öyle birisi işte.

Fadime, Meryem’in kardeşi ve oldukça sıkıntılı bir hayatı var. Ne yazık ki şiddete meyilli ve alkolik bir kocası var. Anne olmayı istiyor. Bu nedenle de çareyi fallarda, batıl inanışlarda arıyor. Hayatında değişimi oda istiyor fakat nereden başlayacağını henüz oda bilmiyor.

Dizinin en çok tartışılan karakteri Tamer Karadağlı’nın canlandırdığı Fadime’nin kocası Halit. Gerek Tamer Karadağlı’nın sosyal medyada yediği linçler gerek karakterin şiddet eğilimli biri olması dizinin puanını seyirci gözünde düşüren sebepler. Gerçekten çekilmez bir karakter olmuş Halit. Hayatını değiştirmek istiyor, yaptıklarından pişman da oluyor. Rehabilitasyona yattığını görüyoruz. Fakat hiçbiri oturmamış o şiveyi ve yaptıklarını gözümüzde aklamıyor..

Hikâye, yalnızca Yusuf’un aile hayatı etrafında dönse yine izlerdim. Çünkü kızı Akya ve oğlu Velihan karakterlerini izlerken fazlasıyla güldüm. Engin Günaydın’ın yeni nesli gözlemlemesine bayıldım. Yeni nesil aynı Akya ve Velihan gibi çünkü. Bir ortası yok. Akya, kolay yoldan köşeyi dönmek ve zengin biri ile birlikte olmanın peşinde. Ama Velihan gibiler de var tabii. Saf kalpli, tertemiz aynı zamanda da babasının işlerini babasından çok sahiplenen.. Ablasının aksine kolay yoldan zenginliği değil çaba gösterip, risk alıp zengin olmayı tercih edenlerden. Biraz büyümüş de küçülmüş diyebiliriz Velihan için.

Yusuf ve Meryem sahnelerine bayıldım. O kadar gerçek, tipik bir Türk ailesi yaratılmış ki.. Uyumları da harika. Hikâye, Yusuf’un hayalini kurduğu o eve kavuşma serüvenini anlatıyor. Biliriz ki herkesin tipik bir emeklilik hayali vardır. Küçük bir sahil kasabasında, denize sıfır bir evde oturmak! İşte Yusuf tam da o evi bulmuş, bu yolda da herşeyi yapmaya hazır. E haliyle herşeyin bir bedeli var. Bu eve kavuşma serüveninde Yusuf’un başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmez, öyle diyeyim.

Sahil kasabasında bulunan denize sıfır konumlu satılık evin sahibi kim mi? İşte Mahmut Timuçin ve sevgilisi Svetlana. Bitirim ikili de diyebiliriz bu ikiliye. Mekan sahibi Mahmut bey, ikiz kızlara ve deli bir eşe sahip. Bu tarafta kimse normal değil. Ne Mahmut’un ikiz kızları ne de eşi. Tipik anne- baba kavgası içerisinde kalmış ikizler ve çocuklara ilgisiz baba. Attık mı bunları cebe? Hazırsak can alıcı yerlere başlıyoruz çünkü.

Efendim bu ikizlerden Ahu, bizim küçük esnaf Yusuf’un yasak aşkı olmaya çalışıyor! Başta Yusuf’u eğlencesi için kullanmak isteyen zengin kızımız sonra peşini bırakmıyor. Yusuf, yalan söyleyemeyen, az biraz saf, eşini de çok seven bir bey olduğu için karşılık vermiyor. Aslında karşılık vermeyi düşünüyor fakat hem kızın kafadan çatlak oluşu vazgeçiriyor hem de evi ve çocukları ağır basıyor. Ve tabii bu kızımızın belalı babasının, hayallerindeki evin sahibi olduğunu öğreniyor.

Ahu ve Asu, bir dönem sıklıkla “tiki” diyerek adlandırılan tiplerden. Ağzını yayarak konuşan, zengin ve hayatı ciddiye almayan kızlar bunlar. Aile tarafından ilgisiz kalmışlar ve hal böyle olunca ister istemez işi gücü oturmuş aile kurmuş Yusuf gibi insanlar onların ilgisini çekiyor. Böyle etik değerleri olmayanlar da ne yazık ki var..

Dizinin en bomba karakteri benim için Gülçin Santırcıoğlu’nun oynadığı Şahinde oldu. Mahmut’un eşi ve ikizlerin annesi Şahinde, ilk başlarda bir erkek için bunlar yapılır mı diyerek kızdığım bir karakter olsa da sonrasında öyle bir ters köşe yapıyor ki anlatılmaz, izlenir! 🙂 Agresifliği, maskulen tavırları, racon kesme hali muazzam olmuş. Oldukça şaşıracaksınız, benden söylemesi.

Mahmut Timuçin için söylenecek en güzel şey ise “Kendim ettim, kendim buldum.” Sonunda da evini artık bunca olaya rağmen pes etmeyen Yusuf kapıyor. Ee, ne derler? Servet, para, mülk hikâye, mutluluk olmadıktan sonra.

Andropoz, bir değişim hikâyesi. Hayallere kavuşmak, değişimden geçer aslında. Fakat değişmek istiyorsan, önce kendini değiştir diyor özetle. Dünyanın dönüşü, hayatı her geçen gün kısaltırken bugün varsın yarın belki yoksun. Değişeceksen çabuk değiştir kendini yani.. Yusufumuz bu değişimi birazcık fiziksel algıladı. Olsun, sevdik biz onu. Aslında içinde değişmek istememesini de sevdik. Yusuf, aslında değişmek değil, hayatında daha fazla huzur istiyor. Önce onu başka şeylerde arasa da ailesinin onun için zaten bir huzur olduğunu anladı. Aslında Yusuf dışında tüm karakterler değişti, gelişti. Yusuf yalnızca onlara ilham oldu.
Andropoz için yalnızca değişim demek de doğru olmaz. Andropoz aslında iç huzurunu bulmaya çalışan ve gerçekten ne istediğini sorgulayan tüm insanların hikâyesi. Ve değişimin aslında hayalleri gerçekleştirmenin bir yolu olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda da bu değişim için ödenen bedelleri.. Sonunda mutlu olunacaksa ödenen bedellere değer diyelim.
Umarım siz de izleyip analizi okuduğunuzda aynı duygularda buluşuruz. Yorumlarda da buluşalım. Hep sevgi ile kalarak..

Yorum yok