Herkese yeniden merhaba Frizbi Tv sakinleri. Çok uzun süredir beklediğimiz Kuş Uçuşu sezon 2 herkesi çok mutlu etmiş gözüküyor. Gerçekten 2. sezonlar nadiren 1. sezondan iyi olur. Bu iş için de aynen öyle düşünüyorum. Hazırsanız analize başlıyorum. Biraz uzun konuşuyor olacağım. Keyifli okumalar diliyorum herkese! 🙂

Geçen sezon, korkunç bir yüzleşme ve düşüşün pençesinde bırakmıştık Lale’yi. Tutku ile bağlı olduğu gazetecilik mesleğini bırakıp kendini ailesine adamıştı. Onun bıraktığı koltuğu da yaptığı entrikalar ile şöhret olan Aslı kaptı. Lale, kolay pes edecek bir kadın olmamalıydı. Ancak kendini dinlemeye de ihtiyacı vardı. Kafasında ikilemlerle iç sesi ve kendisi arasında kaldı Lale. Bu sezon aslında tüm karakterlerin kendi iç yüzleşmesini görüyoruz ve tüm bunlar şahane işlenmiş. Kuş Uçuşu’nun en güzel özelliği tüm karakterlerin gri yazılmış olması. Tamamen masum ve hatasız kimse yok. Çok gerçek bir yerden yakalıyorlar bizi. En sevdiğim noktalardan birisi de Lale’nin “Lale Kıran” olarak kendine öz eleştiri yapabilmesi oldu. Karakterin böyle bir evrim geçirmiş olması muazzam.

Aslı ise entrikalarla, kuyu kazarak geldiği noktanın varlığını korumaya çalışıyor. Bulunduğu konuma gücüyle hak ederek geldiğini düşünen Aslı kuş, koltuğunu kaptırmamak için her şeyini verecek seviyede. Gözünü öyle bir hırs bürümüş ki herkesi tek kalemde harcamaya hazır. Aslı hiç sevilmemiş biri. Bu sezonda Aslı’nın kendi ile yüzleşmesini izlerken onun asıl istediğinin içindeki sevgi boşluğunu doldurmak olduğunu anlıyoruz. Ün, şan, şöhret gelirse, insanlar onu çok severse içindeki boşluk dolar zannetti ama yanıldı. Şöhret, soyadına yapışır. Adın hep kendisi gibi kalır. Şöhret bir etikettir ve soyadın ile o etiketi taşırsın. İsim aslında gerçek bir kimliktir. Kim olduğunu sana ismin söyler, soyadın seni diğerlerinden ayırmak için vardır.. İkinci sezon, gerçek Aslı’nın kim olduğunu anlattı bize. İçinde hala biraz merhamet kırıntısı olan o Aslı, eğitilse ve birazcık sevmeyi öğrenebilse iyileşebilir..

Lale ve Aslı gibi kendi ile savaşan başka bir isim daha var. Yusuf Tunca, geçen sezon “büşbüş” rumuzu ile dedikodu kazanı kaynatıyordu. Bu sezon aklı başına biraz gelmiş olacak ki işine gücüne odaklandı. Ancak Aslı mağduru olmak farz biliyorsunuz Kuş Uçuşu evreninde. Yusuf da ne yazık ki aşk mağduru. Aslı o kadar usta bir manipülasyon yapıyor ki aşık olmaması imkânsızdı. Ancak Yusuf yine de aklı gayet başında ve mesleki tutkusu Aslı’dan çok daha fazla olan birisi. Bu tutkusu da onda hırs değil mantık oluşturuyor. En azından Aslı’nın nasıl biri olduğunu en iyi çözümleyen kendisi ve sonunda da başarıya en çok ulaşan isim Yusuf oldu. Onun da tek eksiği takdir edilmemek oldu. Halbuki kendi emeği ile geldiği o nokta o kadar kıymetli ki. İnsan en çok da sevdiği, aşık olduğu insan tarafından takdir edilmek ister sanırım. Fakat Aslı bırakın takdir etmeyi, Yusuf’un başarısını da kıskandı ve düşmanı oldu. Öyle biri ki aşığım seviyorum dediği adamın başarısını bile hazmedemiyor. Dediğim gibi önce sevmeyi öğrenmesi gerekiyor. Çünkü sevilmek, Aslı için bir zorunluluktan ibaret. Herkes onu sevmek zorunda.. Bu arada söylemeden geçmeyeyim Demircan Kaçel’in harika bir ekran ışığı var..

Gelelim Kenan’a. Geçen sezon Lale’nin Selim’i terk etmemesi ile birlikte Kenan’ın daha fazla dağılmış olduğunu düşündüm. Fakat beyimiz gününü gün ederken görüldü bizim tarafımızdan. Yatağından kadın eksik olmayan Kenan tabii ki Lale’yi unutmadı. İkisi ayrılmaz ikili çünkü. Kenan, Lale’nin güvenli limanı. Selim ve Kenan arasındaki en önemli fark işte bu. Kenan ne olursa olsun Lale’nin yanında. Onu belli bir kalıba sokmak istemiyor en önemlisi de bu. Kenan’ın içinde de Lale gibi dolmayan bir boşluk var ve çok derin. Lale’ye duyduğu aşk da bu boşluğu derinleştiriyor. Ona kavuşamayınca da kendini daha derin kuyulara atıyor. Duygusuz biri gibi gözükse de Kenan çok duygusal biri. Bunu da bastırmak için duygusuz, tek gecelik ilişkiler yaşıyor. Aslında Kenan’ın aile geçmişini detaylı görmek isterdim bu sezon. İbrahim Çelikkol harika hayat veriyor Kenan’a.

Selim çok efendi çok sakin biri. Her evlilikte olması gereken ideal koca örneği. Ancak Lale’nin iç boşluğu sadece Kenan ile doluyor. Selim çok arızasız, çok tekdüze ve mantık abidesi. Lale’nin kalbindeki yaralarından en iyi Kenan tanıyor. Selim ise o yaraları sarmak yerine uzaklaşmayı seçti. Neticede o da anladı Kenan ile kopamadıklarını. İşte hem Lale hem Kenan’ın arızası da tam burada başlıyor. Lale’nin iki adam arasında kalmaması gerekiyordu. En baştan Kenan’a gitmesi en doğrusu olacaktı. Boşanmak istiyorum diyen de kendisi olmalıydı açıkçası. Her şeye rağmen Selim’in Lale’nin iyi olmasını isteyip Kenan’ı araması da çok ince bir detaydı. Bunu da kimseler yapmaz..

Sıradaki arızalımız Gül. Hırs kraliçesi, ne yaptığı belli olmayan, asla güvenilmeyecek, koltuğunu korumak için elinden geleni yapacak biri daha. Bu sezon Aslı’nın nasıl biri olduğunu çok iyi anlayıp onu aşağı çekmeye çalışması ile sempatimi kazanmış olsa da Kenan’ı elde etmeye çalışması son noktayı koydu. Gül de çapının ne kadar olduğunu gösterdi bize. Hep böyle insanlar vardır her iş yerinde. Sizi sevmediğini bilirsiniz, aşırı yapaydır, yukarıdan bakar herkese ama mecburen el pençe divan durursunuz. İşte o kişi Gül. Lale’nin o kadar çok düşmanı var ki, keşke tek Aslı olsa. Bu arada saç baş yolduran bu karakteri harika oynayan Defne Kayalar için kocaman alkış..

Bu sezonun en büyük arızaları sadece Aslı ve Gül değildi tabii. Güliz de felaket bir mobbing makinesi. Herhangi bir şirkette koşarak kaçılması gereken patron kızı. Her yerde vardır illa ki böyle bir tipleme. Sıfır bilgisi ile babasının nüfuzu ile koltuklarda gezen ve kendini bir şey sanan.. Gerçi hoş Aslı’ya da böyleleri gerekiyordu. Burnu sürtülsün değil mi ama?

Şer cephesi diye buna denir işte. Müge ve Güliz adeta ateş saçıyordu. İrem Sak’ın harika performansı ile ortaya çıkan Müge bence dizinin en tehlikeli ikinci karakteri. Birinciyi zaten geçtik! 🙂 Lale’nin arkasından çevirdikleri yetmemiş gibi. Öyle biri ki ağzımız açık kaldı. Lale’nin evindeki harika barışma sahnelerinden sonra bile içindeki nefretin bitmemiş ve hatta alevlenmiş olması bile ne kadar korkunç bir insan olduğunu gösteriyor. Ve diğer karakterler için gri demiştim hatta Aslı için bile. Müge gri değil de saf kötü. Hazımsızlığı onu kötü yapmış. Lale’nin onun yerini aldığı, onun istediği hayatı yaşadığı düşüncesi Müge’yi içten içe bitirmiş. Hayatındaki tek amaç Lale’nin düştüğünü izlemek olmuş. Öyle ki Lale’nin en büyük düşmanı gibi gözüken Aslı ile dostluk kurmaya bile çalıştı. Aslı en azından dürüst bir düşman.. Müge ise kaçak dövüşen..

Sezonun net en iyi sahnesi Lale ve Aslı’nın yüzleşme sahneleriydi. Şiir gibi yazılmış ve çekilmiş. İkisi de çok ikonik karakterler. Aslı’nın kuyruğu dik tutmaya çalışması, Lale’nin umursamaz hallerinin Aslı’yı çıldırtması muazzamdı. Lale’nin de karizmam çizilmesin diyerek kalitesini korumaya çalışması ama Aslı’nın bir şekilde onu zıvanadan çıkartması.. Öyle işlenmiş ki nefes almadan izledim. Bu sefer birbirlerinin üzerine bir şeyler atmadılar ancak atmış kadar oldular. Lale’nin ikonik şarabı da ayrı bir tat vermiş sahneye. Birce Akalay ve Miray Daner öyle harika iki oyuncu ki yormadan, sıkmadan, birbirlerine pas atarak harika oynamışlar..

Aslı’nın çöküşünü izlemek çok keyifliydi. Tüm bu çöküşe rağmen hala kuyruğu dik tutmaya çalışması vay be dedirtse de sürekli dört ayak üzerine düşmesi sinir bozucu. Yaptıklarının bir bedeli olmalı. Lale’nin en kötü zamanında düşmanının ayağına gidip avukat önerdiği sahne çok güzeldi. O kadar emindi ki Aslı’nın bir şey yapmadığına.. Hayatta düşmanımızı dostumuzdan daha iyi tanırız. Düşmanımızın hamlelerini tahmin ederiz ancak dost kazığı düşman kazığına benzemez. O bıçak sinsi sinsi girer içeri. İlk başta bir sıcaklık gelir anlamazsın. Ancak biri bir dokunur kanarsın. Aslı, Lale ile kaçak dövüşmedi. Sinsi sinsi saplamadı yani Müge gibi bıçağı.. Lale ise onun aslında nasıl biri olduğunu, içinde hala büyüyememiş ve hiç sevilmemiş bir çocuk olduğunu gördü.. Lale, düşmanına bile el uzatacak kadar yüce gönüllü birisi. Bu sezon gerçekten çok özel. Her detayı ile çok başka ve anlamlı. Eminim izleyen büyük çoğunluk sormuştur kendine ben bu durumda olsam ne yapardım diye..

İlk sezon bize tanıtılan Lale ile bu sezon izlediğimiz Lale bambaşka. Çok fazla boyutunu görmüş olduk böylece. O hükümet kadın gibi tavrı hala duruyor fakat kalbinin içinde de anaç ve duygusal bir kadın oturuyor. Lale’nin kendini bulma yolculuğu harika işlenmiş. Ne istediğini bilmeyen, sürekli ikilemde kalan o kadın gitti yerine ayakları yere daha sağlam basan bir Lale geldi. İnsanın bazen hayatını baştan kurması gerekir. Öyle ki sil baştan başlamadan yaşanmaz hayat. Çünkü ancak baştan başlama cesareti gösterenler yaşar bu hayatı. Hayallerine en yakın olanlar onlardır çünkü. Sıfır noktasından korkarak değil o noktaya dönünce ne yapacağını bilerek yaşamaktır çünkü hayat.. Lale belki bunu öğrendi ama Aslı?

Aslı bize kötüye bir şey olmaz sözünü kanıtlar nitelikte. Sürüsü ile linç yemesine rağmen günün sonunda kendine -evlilik programı da olsa- yer bulabilmesi büyük başarı gerçekten. Her ne kadar Lale’nin varlığını yok saymış olsa da yine Lale’nin düşmanları sayesinde buluyor yolunu. Bir söz daha var aslında.. Düşmanının düşmanı dostundur.. Gül hanım, ve büyük transferi Aslı bakalım artık durulacak mı.. Aslı’nın psikolojisi o kadar bozuk ki.. Tedavi olması gereken biri iken aslında bir psikolojik danışman sahnesi bekledim. Ancak Aslı’nın psikoloğu da düşmanı da dostu da Lale.. Kabul edin sizin düşmanlık bağınız bile bambaşka.

Analizime yavaş yavaş son verirken biraz da İbrahim Çelikkol ve Birce Akalay’ın insanüstü uyumundan bahsetmek isterim. Benim gözümde ülkede çıtayı başka bir yere çektiler. Bir tık üstünün gelmesi çok zor. Kamera arkasındaki sıkı dostluklarının da çok etkisi vardır eminim bu kadar harika sahneler çekmelerinde. Diziyi izlerken de sabaha kadar yorumlarım demiştim. Nitekim öyle de oldu. Sezonu izlerken içimden taşanları aktarmaya çalıştım. Konuşacak çok şey var. Üçüncü sezonda bizi neler bekler bilemem ama lütfen bu çift bozulmasın. Bir başka isteğim de Aslı ve Lale’nin dost olup geri kalan her düşmandan intikam almaları. Yeni düşmana da hayır demeyiz tabii ki. Yeter ki düşmanlıktan gelen o girl power yakalansın. Çünkü nefretten doğan her duygu çok güçlüdür ve ömürlüktür. Yani ben böyle inandım. Peki siz neye inandınız bu hikâyede? Sizce Kuş mu Aslan’ı alt etti Aslan mı Kuşu? Ve son bir soru daha, birinin birini alt etmesi için güç mü daha etkili, zekâ mı? Cevaplarda ve yepyeni analizlerde tekrar görüşelim…

Yorum yok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir