Herkese merhaba. Bugün 3. sezonu en uzun gece olan 21 Aralık’ta seyirciyle buluşan Emily in Paris’i kendimce inceleyeceğim. Başrollerinde Lily Collins, Ashley Park, Lucas Bravo ve Philippine Leroy- Beaulieu’nun yer aldığı dizi, komedi-dram türünde olsa da bence tam bir moda dizisiydi. 

2.sezonun finalinde Paris ve Şikago arasında bir seçim yapmaya zorlanan Emily, kararını vermiştir. Paris’te kendine yeni bir hayat kuran, arkadaşlarından ayrılmak istemeyen sevimli kızımız, kararını elbette Paris’ten yana kullanmıştır. Fakat yol göstericisi Madeline’nin hamile olması işleri zorlaştırır. Aslında Sylvie’nin teklifini kabul eden Emily, Madeline’yi de yüzüstü bırakamaz. Artık iki işte birden çalışmak zorundadır.

Emily’e, onun iş ve aşk döngüsüne az sonra döneceğim. Dizide en sevdiğim karakterlerden birisine değinmek istiyorum. Mindy, eğlenceli ve anın tadını çıkaran bir kızdır ve Benoit ile gayet mutludur. Birlikte şarkı söyleyip para kazanırlar. Bir akşam grup, özel bir yerde sahneye çıkar. İşletmenin sahibi sadece Mind’ye teklifte bulunur. O, buna razı olmasa da bir şekilde kabul ettirirler. İş ve aşk hayatı umduğundan güzel gitmeye başlasa da bir gün eski okul arkadaşı Nicolas ile karşılaşmasıyla ortalık biraz karışır.

Emily, iki işte birden çalışmanın zorluğunu iliklerine kadar hisseder. Madeline ve Sylvie’ye ayrı ayrı müşteri bulmak onu yeterince yoruyordur ve bir gün bu durum ortaya çıkar. Sylvie, onu işten kovar. Madeline ise bir süre Paris’te dayanmaya çalışsa da yapamaz ve Emily’e birlikte Şikago’ya dönmeleri gerektiğini söyler ve bence kızımız tam da burada bir ‘seçim’ yapar. Eyfel kulesine şöyle bir bakar ve ben burada kalacağım, der. 

Tam zamanlı bir işi olmayan Emily, bir süre sosyal medya fenomenliği yapar. Gabriel sayesinde restoranda akşamları çalışır, böylelikle Fransızcasının biraz daha gelişeceğini düşünür. Bir akşam yanlış anladığı bir kelime yüzünden, bir müşterinin alerji atağı geçirdiğini görür ve bu işin kendisine uygun olmadığını anlar.

Hatırlarsanız Şef Gabriel, ikinci sezonun sonunda Camillie ile tekrar birlikte olmuştu. Emily, şaşkınlığını ve üzüntüsünü profesyonel bir biçimde gizledi. Hayatında Alfie olmasına rağmen, yüreğinin bir kısmının Gabriel’de kaldığını hissediyorduk. Alfie ise tatlı bir karakter. Tam bir beyefendi benim gözümde. Şef gibi pinpon topu misali bir o yana bir bu yana gitmiyor. Ne istediğini biliyor. Sevgilisine karşı hep kibar. Gabriel’in aksine kafasında soru işaretleri yok.

Başrolümüze dönelim, akıllı kızımız Sylvie’nin ekibine tekrar katılır. Ve tatlı diliyle yılanı deliğinden çıkarır. Nedense her müşteri onun ağzından çıkan laflarla ajansla iş yapmaya başlar. Davetler düzenlenir, modacılarla konuşulur. Klasik pazarlama ajanslarında geçen günler, klasik iş hayatı. İşlerinden kafasını kaldırıp, anı yaşamayan bir kız Emily. Tatlı, sempatik ama fazla fedakar gelmiştir bana hep. 

Tabii ki onun da hataları oldu ama Camillie kadar olamaz. İkinci sezonda Emily ve Camillie arasında bir anlaşma yapılır. Kızlar arkadaşlıklarının zarar görmemesi adına Gabriel’den uzak duracaklardır. Başlarda ikili anlaşmalarına sadık kalsa da bir süre sonra Camillie, bir şekilde yine şefle birlikte olur. Fakat bu sezon Camillie’yi bir sürpriz beklemektedir. Aslında sadece onu değil herkesi büyük bir sürpriz beklemektedir.

Şimdi bütün olarak ele alalım. Diziyi ilk gördüğümde, ne güzel bir dizi, tam Paris Moda Haftası’nı izleyeceğim, demiştim. Birinci sezon gerçekten efsaneydi. Modacılar, elbiseler, takılar… Fakat ikinci ve üçüncü sezon, moda dizisi çizgisinden kayıp tam bir aşk-ilişki dizisi oldu. Aşk üçgenlerine o kadar yoğunlaşmışlar ki Paris’e özgü görebildiklerimiz sınırlıydı. Elbette Eyfel Kulesini gördük ama ilk sezondaki gibi küçük, tatlı bir dükkandan kruvasan da alabilirdi. Odak noktalar kişiler ve ilişkilere çevrilmiş, detaylar kaçırılmış.

İzleyenler olarak son bölümde hüsrana uğradık bence. Çünkü biz bir umut Emily ile Gabriel’in sevgili olmasını bekliyorduk. Fakat görünen o ki Gabriel, kimseye yar olmayacak.

Emily in Paris, birkaç pürüze rağmen güzel ve eğlenceliydi. Uzak diyarlardan şöyle ufak bir Paris havası almak isterseniz izleyebilirsiniz. Şimdiden iyi seyirler…

Yorum yok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir