Herkese tekrardan merhaba, sizler ile uzun süre sonra yabancı dizi yorumu buluşturuyorum. Açıkçası çok yorum gördüğüm için izlediğim bir diziydi. Ancak insan ilişkilerini ve “kendini bulmak” meselesini öyle güzel anlatmış ki! Çok iyi bir dizi diyemeyiz elbette ancak çok gerçek bir dizi. Kitaptan uyarlama işleri normalde çok sevmem, yorumlara göre kitabına da çok bağlı kalınmamış zaten.

Off Campus, bir üniversite dizisi. Bir grup gencin hayalleri- hayatları arasında sıkışıp kalmışlıkları, travmaları ve aşkları anlatılıyor.

Baş karakterimiz Hannah Wells, büyük travmalar yaşamış bir karakterimiz. Ne yazık ki istismar edilmiş ve yoğun bir güven problemi var. Aynı zamanda da müzisyen. Kendi küçük dünyasında “görünmez” olan ancak bu duyguyu zorluklarla da olsa aşmaya çalışan biri.

Esas oğlanımız Garrett Graham ise bir buz hokeyi oyuncusu, aynı zamanda da Hannah ile aynı okulda öğrenci. Garrett, annesini kaybetmiş, babası ise çok da sağlıklı olmayan biri. Şiddet yanlısı bir baba, annesiz kalmış bir evlat ve kurmaya çalışılan bir sporculuk kariyeri.. Garrett’in travmalarından sıyrılıp Hannah ile birlikte kendini bulma yolculuğunu izliyoruz aslında.

Uyumlarına bayıldığım Hannah & Garrett çifti önce arkadaş oluyorlar. Sonra “Friends with benefits” evresine yöneliyorlar. Birbirlerinin hayatına başta numara yaptıkları ilişki ile dahil oluyorlar. Ancak işler bekledikleri gibi gitmiyor ve birbirlerine çekiliyorlar. Garrett, Wells’i ilk gördüğü andan itibaren kafasına kaydetti aslında. Önce Garrett için platonik başlayan bu yoğun aşk, daha sonra Hannah’ın da ona kapılmasıyla harika bir ilişkiye dönüşüyor. Hikayenin modern beyaz atlı prens hikayesi olmaması, tüm kusurları şeffaf bir şekilde anlatması beni en çok çeken detay.

Hannah’ın yaşadığı travmaları müzikle atlatmaya çalışması, tutunduğu dalın müzik olması çok tatlı bir detay. Yaşadıklarını müziğine yansıtıyor, kendi özgün tarzını yaratıyor. Garrett’a olan aşkı ise Hannah’ın her konuda gösterdiği cesareti besliyor. Hannah kendine bile itiraf edemediği duyguları keşfettiğinde, üzerindeki çekingenliğini atıyor ve gerçek hayata karışıyor. Başlarda kendini değersiz ve başarısız gören Hannah’ın içindeki eşsiz yeteneği Garrett’a olan aşkı çıkartıyor. Hannah çok bizden biri, bizim gibi yani. Gerçek dertleri var, içinde her kadından bir parça var sanki. Dizinin cast seçimine bayıldım, Ella Bright harikalar yaratmış.

Justin Kohl, Hannah’ın Garrett’dan önce aşık olduğunu sandığı kişiydi. Başarılı bir müzisyen olan Justin ile Hannah başlarda ruh eşi gibi gözükse de işler ilerledikçe çok yanlış bir ilişki çıktı karşımıza. Daha doğrusu ilişki bile olmayan kısa bir flört yaşadılar diyebiliriz. Ancak Justin çok bencil bir karakter gibi geldi. Hannah ile birlikte yazdıkları şarkı tamamlanmadan konserde söylemesi hiç hoş olmadı..

Dizide diğer o çok beğendiğim çifte geldi sıra. Okulun çapkın çocuğu Dean ve deli dolu komik kızı Allie! İlk başta yalnızca yatak ilişkisi olarak başlayan bu sözde “duygusuz” ilişki sonradan aşka dönüşüyor ama bunu fark etmeleri çok geç oluyor. İzlerken gözümden kalpler çıktı diyebilirim! Allie, Hannah’ın en yakın dostu. Onu yargılamadan seven, hep dinleyen tam anlamıyla “filtresiz” bir dost! Mika Abdalla’yı çok beğendim! Harika bir Allie yaratmış, samimiyeti çok geçiyor. Dean’e gelirsek.. Garrett’in ev arkadaşlarından biri olan Dean gerçekten gördüğüm en çapkın karakterlerden biriydi ta ki Allie’yi ilk kez görene kadar. Karakter evrimleri çok güzel anlatılmış. Bu kadar çapkınlığa rağmen ilk pes eden Dean oldu. Hannah ve Garrett üzerinde de çok emekleri var.

İşte aradığım arkadaşlık seviyesi! Tam bir kız neşesi.. Hannah, Allie ile tanışmadan önce korkunç bir istismar olayı yaşamış ve izlerini maalesef bir travma olarak taşıyor. Ancak bu olayı bir arkadaşı yaşamış gibi anlatmış hep. Ancak Allie, olayı yaşayanın Hannah’ın ta kendisi olduğunu öğrenmesine rağmen onu yargılamadan, kendisinin anlatmasını bekledi. Bu sahne o kadar güzeldi ki..

Garrett Graham için ayrı bir parantez açmak istiyorum. Yüzyılın en etkileyici dizi karakterlerinden biri olabilir. Hannah’ı ilk gördüğünde ona tutuldu. İlk önce Garrett aşık oldu ve olayları öyle harika bir sırayla izledik ki! Hiç bir olay çok hızlı gelişmedi, aşkları gibi karakterleri de gelişti. Birbirleri için yaratıldıklarını anladıklarında, aşkları için tüm sınavları verdiler. Genç yaşında çok büyük travma yaşamış iki yaralı aşığın kendilerine yolculuklarını izledik.

İkisi de birbirinin yaralarını en derinden tanıdı ve birlikte sardılar. İnsan her zaman hayatta ne istediğini bilmeyebiliyor. Ancak karşına öyle biri çıkıyor ki hayatın görünmeyen flu tarafları bile net oluyor. Hannah ve Garrett da artık hayata nasıl bakacaklarını, nasıl kendi ayakları üzerinde duracaklarını biliyorlar. Dik duramasalar bile, artık birebirlerine yaslanabilirler..

Belmont Cameli, iyi ki Garrett Graham olmuş. Açıp tekrar tekrar izleyeceğim, her izlediğimde de aynı duyguları hissedeceğim.

Peki neden Off Campus izlemeliyiz?

Gerçek bir dostluk istiyorsak, aşkın yaralarımızı ne kadar saracağını bilmek istiyorsak.. Hayatın içinde henüz kendimizi bulamadıysak.. Üniversite hayatımızı çok özlediysek mesela. Kafayı bambaşka meselelere takmadan keyifli saatler geçirmek için mutlaka izlemelisiniz.

Uzun uzun anlattım diziyi, çoğu okuyucumuzun diziyi izlediğini düşünerek. İzlemeyenler de belki tavsiyemizden sonra izlerler. Bize katılanların yorumlarını bekliyor, yepyeni analizlerde buluşalım diyoruz! 🙂

Yorum yok

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir