
Merhabalar Frizbi Tv okurları! Sizlerle ilk röportajımızı paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Yeni başladığımız “Tam İsabet Sorular” köşemizin ilk konuğu değerli oyuncu Nazlı Benan Özkaya oldu! Kendisiyle oyunculuğa başlama yolculuğunu, İzmir Şehir Tiyatrolarını, rol aldığı Yan Yana filmini konuştuk! Keyifli okumalar dileriz!
Irmak KIREL: Merhaba Benan Hanım nasılsınız? Röportaj sorularından gideceğim ancak sorulara çok bağlı kalmayacağım içimden geldiği gibi soracağım şu an o samimiyeti hissettim çünkü sizde. İzmir Şehir Tiyatrolarında oyuncusunuz. Ben de tiyatroya gitmeyi oldukça seviyorum. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları kapsamındaki oyunları izliyorum. baya da gitmeyi seviyorum bu arada Eskişehir şehir tiyatrolarına da gidiyorum. Bize İzmir Şehir Tiyatrolarını biraz anlatır mısınız?
Nazlı Benan ÖZKAYA: Eskişehir Şehir Tiyatroları çok daha eski bir kurum. İzmir Şehir Tiyatroları henüz 5 yaşında. Bunu şu yüzden söylüyorum, her şehir tiyatrosu bağlı bulunduğu belediye ile bir iletişim geliştirme, bürokrasisi ile birlikte iş yapma ve iş yapışı olgunlaştırma, oturtma süreci yaşar, yaşamıştır. Henüz yeni bir kurum olduğumuz için bizim bu süreçlerimiz devam ediyor. Bunlara rağmen şimdiden birçok ödül biriktirdik, kapalı gişe birçok oyunlar oynadık ve oynuyoruz. İzmir halkının sevdiği, dilinden düşüremediği eserlerimiz oldu. Artık Karşıyaka’da da perde açıyoruz. Büyüyerek ve gelişerek devam ediyor yolculuğumuz.
Irmak KIREL: Tiyatro, sinemadan çok daha farklı bir ekol diyeyim.. Sahnede izlemek, canlandırmak. Peki İzmir Şehir Tiyatrolarında “Mor Şalvar” oyununda Yeni Tiyatro Dergisi Komedi Dalında “En İyi Kadın Oyuncusu” ödülünü almışsınız. Bu oyundan biraz bahseder misiniz?
Nazlı Benan ÖZKAYA: Tabii ki. Mor Şalvar, yerli yazarımız Ferhat Lüleci tarafından kaleme alınmış bir metin. 5 tane temizlik işçisi kadının banka soyma girişimini anlatan komedi türünde bir oyun. Oyun ilerledikçe her karakterin kendi dramını ve banka soyma sebeplerini öğreniyoruz. Bir yandan banka soyma girişimi devam ederken, banka çalışanlarından sürece dahil olanlar da oluyor. Onların da kendi sıkıntıları, dertleri var. Böylece sosyal sınıf fark etmeksizin Türkiye’de kadın olma meselesi ile de yüzleşiyoruz. Benim oynadığım rol olan Müjgan, temizlik işçilerinden bir tanesi ve cinsel kimlik karmaşası yaşayan bir birey. Oyunun komedi olması, içimizden, tanıdık diyebileceğimiz karakterlerin bir cesaret banka soymaya kalkışması ve onların kişisel çıkmazları seyircide çok karşılık buldu. İzmir izleyicisi oyunu çok sevdi. Hatta kulisimize mektuplar dahi geldiği oldu.

Irmak KIREL: Peki tekrar sahnelenecek mi bu oyun?
Nazlı Benan ÖZKAYA: Geçen sezon son oyunumuzu oynadık. Ancak ileriki bir zamanda Genel Sanat Yönetmeni uygun görürse belki tekrar oynanabilir, bilemiyorum.
Irmak KIREL: Peki bilmediğim için soruyorum Şehir Tiyatroları kapsamında gezici tiyatro yapılabiliyor mu? Başka şehirlere turne yapıyor musunuz?
Nazlı Benan ÖZKAYA: Bergama, Kıbrıs, Bursa turnelerimiz oldu. Şehir Tiyatroları Festivali kapsamında birçok ekibi de ağırladık. Zaman zaman etrafımızdaki ilçelere, iletişim halinde olunan ya da bizlerle iletişime geçen il ve ilçelere de gidiyoruz.

Irmak KIREL: Oyunu oynarken, sahne içinde dışında role hazırlanma süreci sizin için nasıl ilerliyor?
Nazlı Benan ÖZKAYA: Prova bir oyuncu için olmazsa olmaz. Rolü keşfetmek, o kişi ile tanışmak oyun çıkana kadar bitmeyen bir süreç. Sahne üzerinde evde, yolda, herhangi bir şey yaparken devam ediyor bu keşif hep. Biraz yap-boz birleştirmek gibi, oynadığınız karakter ile hemhal olmak niyetiyle onun parçalarını arıyorsunuz. Aynı şey sinema için de geçerli, o kişiyi merak etmeye, keşfetmeye, tanımaya niyetli olmanız lazım.

Irmak KIREL: Oyunculukta karakter çıkartma süreci nasıl ilerliyor? Sinemada veya tiyatroda karakter çıkartmanın bir ayrımı var mı?
Nazlı Benan ÖZKAYA: Oyunculuk oyunculuktur, ister sinema ister tiyatro ister sokak olsun, fark etmez. Sinema oyunculuğunda daha minimal olmalı dışavurum, çünkü size çok yakın olan bir göz var, kameranın gözü. 1 metrekarelik alanda seyirciye oynamak gibi düşünmeli belki. Tabii kamera çok uzakta bir yere özel bir sebeple konumlandırılmadı ise… Kamera fazladan olan, gerçek olmayan her şeyi kusuyor. İlk kuramcılar belki de bu yüzden ‘ruh okuyucu’ demişler kameraya. Tiyatroda ise en arka sıraları da düşünerek var olmalısın. Fiziksel olarak karakterin varlığını, oluşlarını ulaştırmak istediğin alan daha geniş. Diyaframın aktif olmadığı sürece sesin ulaşamaz mesela. Ancak kamera oyunculuğunda mutlaka mikrofon da dahildir. Böyle bir kaygınız olmaz. Sinema ve tiyatro arasındaki temel fark bu aslında. Yani varoluşu ulaştırmak istediğiniz fiziksel alanın genişliği, büyüklüğü. Fakat temelde oyunculuk oyunculuktur ve kendinden sıyrılabilip bedenine, kendine karakterini giymek, giydirmek ile alakalıdır diyebilirim.
Irmak KIREL: Oyunculuk nasıl başladı peki sizin için? Hep istiyor muydunuz çocukluğunuzdan beri bu istek var mıydı içinizde? Yoksa sonradan mı oluştu?
Nazlı Benan ÖZKAYA: Şanslı bir çocuktum. Ailem küçük yaşta sanata olan yatkınlığımı fark ediyor çünkü. Enstrüman çalmam olsun, şiir yazmam olsun, tiyatro kollarına girmem olsun desteklediler hep. Spor alanında da aynı şekilde. İlk sahneye çıkışım sene sonu gösterisi ile oluyor, 11 yaşında. Feriştah taklidi yapıyorum. Sonra okul oyunları, kurslar, gerisi geldi. Fakat lise veya üniversite sınav süreçlerinde de kesintiye uğradı bu uğraşlarım. 90’larda Denizli henüz küçük şehirdi. Ben de orada doğup büyüdüm. Oyunculuk sınavlarıdır, tiyatro okullarıdır çok düşlenebilen şeyler değildi. Ben de mimarlık okurum diye Fen-Matematik seçtim. Beklediğimiz gibi gitmedi sınavım, Jeoloji Mühendisliği kazandım. Babam önce bir tespit yaptı sonra bir soru yöneltti; anlaşıldı kızım senin ders çalışmakla ilgili derdin yok, senin derdin sistemle, sen bu sistemde ne yapmak istiyorsun dedi. Ben de bi cesaret babama, oyunculuk sınavlarını denemek istiyorum dedim. Babam, üniversite zamanlarından, Eski Şeker Yurdu’ndan yazar arkadaşı rahmetli Hasan Uysal’ın yanına götürdü beni, Ankara’ya. Hasan Abi, emin misin dedi, bak işsiz kalırsın dedi. Ya Hasan abi ben istiyorum dedim. Peki dedi. Bir kitap verdi ve sesli oku bakiyim bunu dedi. Okudum. Babama, bu kızda iş var, Hacettepe’nin sınavlara hazırlık kursuna götürebilirsin dedi. Sonra bana döndü gülerek, ama sen yine de yapma dedi. (Gülüyor)
Hacettepe Üniversitesi’nin kursuna gittim ben de. O kurs sayesinde hazırlanıp sınavlara girdim, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü Oyunculuk Ana Sanat Dalı’nı kazandım. En kazanamam dediğim okuldu aslında. 4-5 aşamalı sınavı vardı, ve oldu. Listeyi görünce o kadar çok ağlamışım ki beni kazanamadı sanmışlar. (Gülüyor)

Irmak KIREL: Çok harika bir süreçmiş gerçekten. Türkiye’de bazı meslek kalıpları var, Avukat, Doktor, Mühendis olmak gibi. Bu yolu seçmek cesaret ister. İyi ki seçmişsiniz. Peki sizi Sinema mı Tiyatro mu kariyer anlamında besliyor desem?
Nazlı Benan ÖZKAYA: İkisi de çok ayrı besliyor, kamerayı ve onun yakınlığını çok seviyorum. Sette olmayı, sete hazırlanmayı seviyorum. Okuduğum ve oynadığım senaryonun parçalarının birleşmiş halini izleyebilmeyi seviyorum. Belli bir süreliğine hiç tanımadığım insanlarla iş odaklı pozitif iletişim kurup, üretip, sonra yola devam etmeyi, zaman zaman yine iş sebepli rastlaşmayı seviyorum. Bu anlamda sinemanın ya da kameranın sevdiğim yanları pek saymakla bitmez açıkçası. Öte yandan tiyatroda seyirci ile aynı anda aynı mekanda var olmak da bambaşka bir keyif. Sahnede her şeyin o anlık ve tek seferlik var olması çok büyüleyici geliyor. İzmir Şehir Tiyatroları’ndaki ekip arkadaşlarımla bir üretimin içinde olmak da beni ayrı bir yerden besliyor. 5 senedir beraberiz, güzel bir dinamiğimiz var. Bu sene aramıza katılan arkadaşlarımız da oldu, onlarla da çabuk uyum sağladığımızı düşünüyorum. İş odaklı olabilmek bu uyumu hızlandırıyor. Genç bir ekibiz. Mesela şimdilerde oynadığımız Helikopter oyunu en iyi Ansambl ödülü aldı. Biz de gerçekten o oyunu kendi yağımızda kavrularak çıkardık. Birlikte bulduk birçok anı çünkü yönetmenimiz de oyuncu kadrosundan bir arkadaşımızdı. Bunlar çok kıymetli, çok güzel anılar. Öte yandan, Yücel Erten gibi bir tiyatro insanı ile çalışmış olmak hem gurur verici hem de çok besleyici ve öğreticiydi. Şu an ise Levent Üzümcü ile çalışıyoruz ve elbette ondan da öğreniyoruz. Bu sebeplerle ben İzmir’deki yolculuğumu da çok seviyorum.
Irmak KIREL: Peki önümüzdeki dönemlerde dizi projesi düşünüyor musunuz? Malum dizi süreleri oldukça fazla. Çoğu oyuncunun ana akımdan bu nedenle uzak durduğunu düşünüyoruz. Siz ne düşünüyorsunuz?

Nazlı Benan ÖZKAYA: Okuduğum şey beni bir yerinden yakalasın, motive etsin isterim. Öncelik bu aslında. Şu anda da devam eden görüşmeler var, bakalım ben de ne olacağını önümüzdeki günlerde göreceğim.
Irmak KIREL: Peki “Yan Yana filmi ile tanışmanız nasıl oldu? Senaryo size nasıl ulaştı, bu süreç nasıl ilerledi?
Nazlı Benan ÖZKAYA: Menajerim aracılığı ile geldi. Gizlilik içinde çalışıldığı için açıkçası hangi film için çekim verdiğimi bilmiyordum. Benden 7 yaş büyük bir abim var, onun yanındaydım iş geldiğinde. Rol için çekimi beraber yaptık ve baya da eğlendik. Bundan bir 5-6 gün sonra menajerim aradı ve dedi ki Haluk Bilginer ve Feyyaz Yiğit’in yeni projesi, şu zaman settesin. Bu şekilde filme dahil olmuş oldum.
Irmak KIREL: Son zamanlarda izlediğim en iyi Türk filmi diyebilirim. Çok samimi bir dili vardı. Sıradan bir izleyici olarak filmi çok samimi buldum, Karakterlerin yazılması da çok başarılıydı. Peki siz filmdeki hasta bakıcı rolüne nasıl hazırlandınız?
Nazlı Benan ÖZKAYA: Aslında her şey metinde yazılıydı. “8 yaşından beri hasta bakıcıyım kendime de bakıyordum” diyor ve anlıyorsunuz ki çok da normal bir insan değil. (Gülüyor)
“Vefat edenler de oldu” diyor. Belli ki öldürüyor. David Cronenberg çok sevdiğim bir yönetmen. Onun filmlerindeki tekinsiz anları hatırladım. Kendimde bir tekinsizlik aradım. Enerjimi o tekinsiz halime doğru itmeye çalıştım. Tabii çok da güldük abimle bunları denerken…
Irmak KIREL: Peki Haluk Bilginer gibi çok kıymetli bir üstad ile aynı seti paylaşmak nasıl bir duyguydu? Sette bizimle paylaşabileceğiniz özel bir an yaşandı mı?
Nazlı Benan ÖZKAYA: Aslında Haluk Bilginer ile aynı sette olduğum bilgisini unutarak sete girmek birincil hedefimdi ki işimi yapabileyim. (Gülüyor) Birazdan üç henüz tanışmadığım oyuncu ile bir sahne oynayacağım diyerek hazırladım sette kendimi, beklerken. Yoksa elbette çok keyifli bir şey bu kadar deneyimli oyuncular ile anı paylaşmak. Mesela onların yakınları alınıyor, insan kendin kendine düşünebiliyor ben nesine oyun vereceğim bu insanların diye… (Gülüyor) Fakat bu düşünceyi uzaklaştırıp işinizi en iyi şekilde yapmaya gayret ediyorsunuz. Hem Haluk Bilginer hem Hatice Aslan hem Bige Önal hoş geldin diyerek karşıladılar beni. Keyifli geçti çekimler. Amaç kimlerin kim olduklarından öte ne için orada olunduğuna odaklı olunca su gibi akıyor aslında. Ben de buna odaklanmaya çalıştım.
Setteki bir anımı da paylaşmak isterim. Jeneratör arızalandı bir 10-15 dakika ara vereceğiz ki yedeği gelsin. Beklerken yönetmenimiz Mert Baykal da bizimle, dışarıda çekim yaptığımız otelin barında oturuyoruz. Barın üzerindeki tenteden Haluk Bey’in üzerine su damlamış. Üzerinde kostüm var ve birazdan çekime gireceğiz. Sanırım Hatice Aslan’dı; dedi ki “Haluk Abi, üzerine bir şey mi damlamış?” Haluk Bey önce panikledi. ‘Eyvah ne ki bu’ diye. Hemen kostüm ekibine yedeği var mı diye soruldu. Haluk Bey çok hayıflandı, üzüldü “ben hiç ihmal etmem hep dikkat ederim mutlaka bir önlük giyerim üzerimde kostüm varken. Hay Allah” diye… Yedeği var dense de devam etti hayıflanmaya. Bu çok naif bir andı benim için. İnsanın işine nasıl kıymet verdiği ile, işine özeni ile ilgili… Bu kıymet, nezaket ve özen benim üst jenerasyonumda öyle güzeldir ki… Haluk Bilginer gibi büyüklerimiz, duruşları, davranışları, tavırları ile oyuncunun nasıl olması gerektiğini doğalında örneklerler. İçim aktı o an. ‘Saç kurutma makinesi ile de hallolur’ kadar diyebildim. O özendeki bir oyuncu üzülmesin istedim. Elbette su dökülsün istemezdim ama ufacık zamanda böyle bir ana tanık olduğum için kendimi şanslı hissettim, nasıl davranmanın yaptığımız mesleğe yaraşır olduğunu bir kez daha hatırladım.

Irmak KIREL: Film çok komikti, özellikle Feyyaz Yiğit’in çabasız komikliği, başarılı bir durum komedisi yapması seyirciyi çok güldürdü. Sette de böyle bir atmosfer var mıydı?
Nazlı Benan ÖZKAYA: Oynadığım rolden kaynaklı olarak da “kestik” dendiğinde çok güldüm kendi kendime. İnsan kendine yabancılaşıyor. Öte yandan Mert Baykal gibi bir yönetmen ile çalışmak çok değerli. Oyuncu yönetimi pek önemsenmeyebiliyor ülkemizde, ama bunu iyi bilen bir yönetmenle çalışmak çok iyi hissettiriyor. 5-6 kısa net cümle ile ne istediğini anlattı, hiç karmaşıklaştırmadan. Bu durum oyuncu olarak emin ellerde ve rahat hissettiriyor. Mert Hoca hazırlık alanımıza gelip tek tek görünüşlerimizi de okeylerken bana baktı ve dedi ki Benan’da niye makyaj var. Rejideki arkadaş dedi ki hocam istediğiniz gibi çok az yaptık. Mert hoca ise “hayır hala yüzü çok sağlıklı gözüküyor, ben ruh gibi olmasını istiyorum bütün makyajı silin” dedi. Ben de gülüyorum o sırada. Benim o sekansta yüzümde hiç makyaj yoktu. Hepsi alındı. (Gülüyor) Pudra bile yok yüzümde..
Irmak KIREL: Ne güzel deneyimler yaşamışsınız, seyirciye duygunun tam olarak geçmesi için zaten böyle bir doğallığa ihtiyacımız var. Mert BAYKAL da gerçekten fenomen olmuş dizilerde imzası olan bir yönetmen.
Ben şeyi sormak istiyorum size, pandemi döneminde yönetmen, benim de çok yakın dostum olan Elif TURAN ile yaptığınız Evinde Tiyatro youtube kanalında yayınlanan “Küllerimi Mickey’nin Üzerine Savurun” nasıl doğdu? Nasıl bir tecrübeydi online bir oyun çıkartmak?

Nazlı Benan ÖZKAYA: Evinde Tiyatro Youtube kanalının kurucuları Taner Rumeli ve Emrah Aktürk okuldan arkadaşlarım. Aynı zamanda New York Şehri’ndeki Türk Amerikan Repertuvar Tiyatrosu (TARTE)’nun Sanat Yönetmeni Ayşe Eldek Richardson New York zamanlarımdan çok sevdiğim bir arkadaşım, iletişimimiz de sürüyor. Beraber projeler de yapıyoruz. Hatta iki sene kadar önce kendi yazdığım ve oynadığım, Sabiha Gökçen’in hayatını konu alan ‘The Future in The Skies’ oyunu TARTE’ın We The Woman oyunu içerisinde Manhattan Tank Tiyatrosu’nda video performans olarak sergilendi. Her neyse, pandemi dönemi TARTE ve Evinde Tiyatro ortaklığı ile bir proje tasarladık ve yaptık, Immigrant Stories. Aynı anda New York’tan ve İstanbul’dan bir oyuncu performans sergilediler ve canlı yayınlandı. Sonrasında kayıtlı bir video performans neden denemeyelim ki diye düşünürken bulduk kendimizi. Elif’i aradım ben de. Elif yüksek lisanstan arkadaşım, çok kıymet verdiğim, gözüne güvendiğim çok da yetenekli bir arkadaşım. Elimize İspanyol yazar Rodrigo Garcia’nın Küllerimi Mickey’nin Üzerine Savurun metni geçti o dönem. Bayıldık, neden olmasın dedik ve başladık çalışmaya. Metni amacımıza uygun bir dramaturgi ile kısalttık. Yazar ile yazışıp metni kullanmak için izin aldık. Ama tabii hala pandemi dönemi ve Elif Eskişehir’de ben Denizli’deyim. Elif’in beni izleyebileceği ve aynı anda çekim yapabileceğimiz bir düzenek kurdum. Ansiklopedilerle yükselti sağladım ve annemin telefonunu o yükselti üzerinde bir kül tablasına sabitledim. Burası Elif’in yönetmen koltuğu oldu. Öyle bir pozisyonlandırdım ki Elif hem ışık üzerinde duran benim telefon ekranımı görüyor, hem beni görüyor. (Gülüyor) O kurulumun hala fotoğrafı var bende. Çok uğraştık, sanıyorum bir, bir buçuk ayımızı aldı, birleştirmesi, kurgusu vesaire… Ama sonunda ne zaman biz ne yaptık diye düşünsem çok hoşuma giden bir çalışma olmuştur benim için… Elif ile birlikte bir iş yaptığımız için çok mutluyum. Daha nicelerine umarım.
Irmak KIREL: Gerçekten çok emek verdiğiniz çok çaba harcadığınız bir süreçten geçmişsiniz çok çok tebrik ediyorum. Performansınızı da çok etkileyici buldum. Elif’in ellerine sağlık..Peki şu anda ana akım veya dijitalden takip ettiğiniz bir proje var mı, neler izliyorsunuz? Şu an güncel olması da şart değil, belki geçmişten olabilir, belki de şimdilerden..

Nazlı Benan ÖZKAYA: Türk yapımı olarak İkinci Bahar diyebilirim. İlk aklıma gelen oldu bu, hepimize iyi gelmiş bir dizi… Bir de Süper Baba vardı. Bunlar çok çok güzel yapımlardı. Şu sıralar da Prens var çok zekice, çok iyi hissettiren bir proje yine. Sıcak Kafa çok güzeldi gerçekten. Berkun Oya’nın Bir Başkadır’ı var. Aynı zamanda ana akımda Kırmızı Oda gibi işler var. Psikolojiye, ruh sağlığına odaklanan işleri çok doğru buluyorum. Etik sınırlar içinde olduğu sürece, bu tip işleri, ruh sağlığının halkça önemsenmesi adına çok yararlı görüyorum açıkçası. Psikologların, terapistlerin öneminin kavranması değerli ülkemizde. Ne gerek var, oturur iki maç izlerim keyfim yerine gelir denilebiliyor bazen. (Gülüyor) İzlesinler tabii ne istiyorlarsa ama ruh sağlığı da önemsensin, geçiştirilmesin dilerim.
Yabancı yapımlardan Crown favorimdir. Bir dönem How I Met Your Mother favori durum komedisi dizimdi. Birkaç kez baştan izlemişimdir. Sex and The City’nin zaten kalbimizdeki yeri baki. (Gülüyor) Yenice Sheldon’u yeni bitirdim. The Big Bang’i hiç izlememiştim yeni başladım.
Irmak KIREL: Yabancı dizilerden Türkiye’ye uyarlansa oynarım dediğiniz bir karakter veya dizi var mı ? Şu olsa kesin oynardım diyebileceğiniz mesela?
Nazlı Benan ÖZKAYA: Diplomat dizisini çok sevmiştim, oradaki kadın karakteri oynamak isterim. Poker suratlı bürokratik karakterler hoşuma gidiyor. How I Met Your Mother’daki Robin Scherbatsky olabilirdi, rahat ve uçarı. Adolescence dizisi de çok iyi bir işti. Üçüncü bölümdeki psikoloğu oynamak isterdim. Empatik olmanız ama sınırı her daim tartmanız gereken bir rol. Dijitalde benim yaş grubuma hitap edecek bir How I met Your Mother uyarlaması ise ilginç olabilir.
Irmak KIREL: Yurt filmini sormak isterim, editörümüz izlediğinde çok beğendiğini söyledi, İngilizce öğretmeni rolü size çok yakışmış, biraz anlatabilir misiniz bize süreci?
Nazlı Benan ÖZKAYA: Film MUBİ platformunda yayında. Senaryosu bir şekilde elime geçmişti, bu film lütfen yapılsın ve ben bu filmde oynamak istiyorum dedim. Nasıl ulaşırım yönetmenine dedim. O zamanlar yapımcı ile ortak çalışan bir arkadaşım vardı, onu aradım ve ne yapmam gerekiyor dedim. Ben seni yönetmen ile görüştüreyim dedi bana. Henüz de kesin yapılacağı net değil filmin. Böylelikle, Yurt’un yazarı ve yönetmeni Nehir Tuna ile telefonlaştım. Böyle bir senaryoyu okuduğum için ne kadar mutlu olduğumu söyledim kendisine. Gerçekten de bitirdiğimde çok etkilenmiştim. Semra Hoca rolü için ben ne yapabilirim, dedim. Çok var olmak isterim böyle bir projede ve merak ediyorum Semra Hoca rolü için ne yapabilirim, size audition gönderebilir miyim dedim. Nehir de bir Alman Yapımcı ile çalıştığını ve Alman vatandaşı da olan bir arkadaşını düşündüklerini söyledi. Ama filmi bu kadar isteyen ve bu enerji ile gelen biriyle de çalışmaktan mutluluk duyacağını, sete çıktıkları bir gün eğer düşündükleri oyuncu gelemezse değerlendireceklerini söyledi. Zaman aktı, setin de İzmir’de olacağı tuttu ve ben de İzmir’deyim. Auditionlar gönderdim Alman Yapımcı’ya da sunulmak üzere ve birkaç gün sonra da role kabul edilmiştim.
Irmak KIREL: Çok teşekkür ederim samimi yanıtlarınız için, bize vakit ayırdığınız için. Aslında sorularımız bitti. Umarım keyif almışsınızdır. Frizbi Tv okurlarına, takipçilerine bir mesajınız var mı ?
Nazlı Benan ÖZKAYA: Çok keyifli bir sohbetti teşekkür ederim öncelikle benimle böyle bir röportaj yapmak istediğin için. Ne güzel bir emek, sinemayla, tiyatroyla, hatta dizilerle ilgili böyle bir platform oluşturmak. Seyirciye yapılan işlerin analizlerinin aktarılması da çok kıymetli. Tebrik ederim, yolunuz açık olsun.


Yorum yok